Kadın… ana, bacı, yâr… Türk erkeği için yalnızca bu kavramlardan mı ibaretti kadın? Yoksa biz ona o kadar çok anlam yükledik ki ne olduğunu bilemez hale geldik? Hepimiz bir kadından dünyaya geldik ve bir kadın seviyoruz ya da seveceğiz birçoğumuz. Binlerce yıllık tarihi olan insanlık kadar eski bir tarihe sahip milletimiz hiçbir zaman kadınına, anasına, bacısına, sevdiğine hiçbir zaman hak ettiğinden daha az değer göstermemiş, onu daima el üzerinde tutmuş, ilk kez ve en çok ona koşulsuz güvenmiştir. Daha doğar doğmaz onun kokusunu almış, ilk kez onun yanında ayakta durmasını, konuşmasını öğrenmiş, sırf onu daha mutlu edebilmek gibi kutsal bir görev seçmiş kendisine ve bu ideal uğruna durmadan çalışmış, çabalamış, edindiği her tecrübeyi anasına anlatmış, kazandığı her zaferi ona atfetmiş ve onunla birlikte kutlamıştır. Büyüyüp olgun bir erkek olduğunda bile kendisine eş olarak seçeceği kadında annesini bulmayı umut etmiştir. Bulduğuna inandığında ise anası gibi vazgeçilmez kılar o kadını, artık hayatında iki ideal vardır bu sayede. Erkek kadını için çalışmıyor, kadınını korumuyorsa, onu başkalarından kıskanmıyorsa eğer hoş karşılanmaz toplum nezdinde.
Kadın tarihin her döneminde hem erkeği için hem de tüm toplum için çok büyük önem ve değer arz etmiştir. Türkistan’da kurulan ilk Türk devletlerine bakacak olduğumuzda Hakan’ın yokluğunda Hanım tüm ülkeyi emanet almış ve tüm toplum tarafından saygı görmüştür. Aynı coğrafyada hüküm sürmüş ünlü hükümdar Cengiz Han’ın eşini göstererek “Ben sizin Han’ınızım, bu da benim Han’ım” şeklinde bir ifade kullanması bizlere birçok şeyi anlatmaktadır. Türk kimliğimizden en çok uzaklaştığımız zamanlar olarak düşündüğüm, kültürel bozulmanın en üst seviyede bulunduğu günümüzde bile toplumdaki rolünün bilincinde olan her bireyin kadına gösterdiği değer ortadadır.
Kadına az değer verdiğimizi bize düşündürten birkaç hatalı bilgiye açıklık getirmek istiyorum. İlber Ortaylı, Osmanlı Toplumunda Aile adlı kitabında bu hatalı bilgileri açıklığa kavuşturmuştur.
İlk hatalı bilgi Osmanlı toplumunda çok eşlilik olduğudur. Bu, olmayan bir şeyi belirten değil ancak çok az karşılaşılan bir durumu genellemeyi hedef aldığı zaman hatalı bilgi halini alan bir yargıdır. Ortaylı, Osmanlı toplumunda çok zevceli evliliğin ne gayrı ahlaki ne de gayrı kanuni olduğunu ama hoş karşılanmadığını belirterek, sanılanın aksine poligaminin yaygın olmadığını belirtir. Hele benzer sosyo-ekonomik pozisyon durumunda eve kuma getirilmesi mümkün değildir yani “gül üstüne gül koklanmaz.” Çok eşlilik çiftin çocukları olmadığında başvurulan bir durum veya maddi durumu çok iyi olan ancak sınırlı sayıda insanın başvurduğu bir yoldur.*
Bir diğer hatalı bilgi erkeğin kolayca boşanma hakkı olmasına rağmen kadının böyle bir hakkı yoktur. Erkek kadına üç kere “boş ol” dediği zaman değişmez kanun işler ve kadın dul, çaresiz ve yoksul kalır. Türk filmlerinde bol bol karşı karşıya kaldığımız manzaralardan biri budur. Ortaylı, Osmanlı dönemi mahkeme kayıtlarını örnek göstererek çeşitli sebeplerden dolayı kadınların da boşanma talep ettiklerini belirtir. Ancak boşanmanın bütün toplumlarda arızi olduğunu belirtir.**
Üzerinde en çok durulması gereken hatalı bilgiler ise şunlardır; “Osmanlı toplumunda kadının hiçbir yeri yoktur, bütün güç erkekte toplanır” ve “eskiden zina edenler taşlanarak öldürülürlerdi(recm)”dir. Ortaylı, geleneksel aile yapısı içinde kadının en önemli üyesi olduğunu belirterek, “kadının aile ve toplum içindeki konumu çocuklarının sayısı ve yaşlılık ile yükselir” demektedir. Sanıldığının aksine ailede babanın otoritesinin sınırlı olduğunu söyler. Özellikle modernist Türk filmlerinde imam önderliğinde taşlanarak sürülen, öldürülen kadın figürleri bu uygulamanın günlük hayatın bir rutini olduğu düşüncesinin oluşmasına neden olur. Ortaylı, Osmanlı tarihinde recm cezasının bir kere verilip uygulandığını ancak hiç hoş karşılanmadığı için bir daha tekrarlanmadığını belirtir.***
Sanılanın aksine kadının toplumumuzdaki yeri şüphesiz ki çok büyüktür ki bunun en iyi göstergelerinden birisi de her ne kadar görünüşte patriyarkal olsa da özünde matriyarkal bir toplum olmamızdır.
Kaynakça:
*İlber Ortaylı, Osmanlı Toplumunda Aile, Timaş, 2012, s.123-124
** İlber Ortaylı, Osmanlı Toplumunda Aile, Timaş, 2012, s.216-217
*** İlber Ortaylı, Osmanlı Toplumunda Aile, Timaş, 2012, s.105-106-126

