Dünyanın Tasması

Zirvedeki tahtında paşalar gibi yayılıyor güneş

Deniz ebru yapılıyormuşçasına coşturuyor balıkları

Ayak parmakları arasında tatlı bir rekabet içinde dalgalar

Kum taneleri sihirbazlık peşinde yengeçlerle

Mevsimleri gelsin diye tepişiyor dallarında erguvanlar

Akasyalar kanmış bile tuzlu meltemin fısıltılarına

Marşlar eşliğinde uygun kulaç geçiyor boğazdan yunuslar

Boncuklar, mavişler, karabaşlar bir an olsun ayrılmıyorlar pencere önlerinden

Gebetto’yu arıyor estetik yaptırmak için bütün ağaçlar

Fikirler dağılıyor etrafa maskelerini yırtarak

Alt üst oluyor ters lale motifli mezar taşları

Sevgi fidanları büyüyor, budaklanıyor insanlığın yüreğinde

Ancak sadece kendisini sevebilecek kudrette

Eee ne sanmıştın dünya?

Cerberus’un bile varken tasması, senin gibi bir yaşlı kurdun olmayacak mıydı?

Taht oyunları başlıyor, apoletleri sökülüyor güneşin

Denizin üzerine çarşaflar seriliyor tanker tanker

Denizyıldızlarını tükürüp kaçıyor dalgalar

Kum taneleri işsiz kalıyorlar, beş parasız sürtüyorlar kaya köşelerinde

Umudu kesmişler, evleniyorlar bir bir erguvanlar

Akasyalarla meltem arasında bir güven sorunu baş gösteriyor

Kulaçları karışıyor, yan yatıp pişiyorlar kumsalda yunuslar

Boncukların, mavişlerin, karabaşların storları çekiliyor şırıngalarla

Gebetto’ya tazminat davası açıyor bütün Pinokyo’lar

Fikirler ölüyor, soluyor açlıktan, susuzluktan

Birer halat bulup asıyor kendini mezar taşları

Bir “Aferin!” derler affedersin sen yine dünya

Ama insanlık nasıl bağışlar kendisini kendi içinde…

Yorum bırakın