Bir gün bir yazıma şöyle başlayacağım:
“Bir yana bütün bu şehrin ışıkları
Bir yana bütün yıldızlar geceleri ışıldayabilen şehirlerde bile
Bir yana sabahları beni uyandıran, akşamüstleri içimi ısıtan güneş
Bir yana gece lambam yarı sönük
Bir yana yıkanırken nehirde balıkların parlak pulları gözümü alan
Bir yana feri sönmüş, ölü gözlerim
Bir yana bir zamanlar içimdeki harlanıp duran, sönmeyen sevda ateşi
Bir yana ateşböcekleri, kelebekler, arılar ve sivrisinekler
Ve bir yana gecemi dörde bölen ay ışığı.
Sen bir diğer yana…” ve bana soracak bir meraklı okuyucu, – olmaz böyle bir şey de oldu varsayalım – sevgili okuyucu, “kime yazıyorsun bakayım sen böyle durmadan?” diye. Ona dönüp diyeceğim ki “sana yazıyorum.” Çünkü değer bence kıymet verip yazdıklarımı okuyan birine bir şeyler yazmaya. Evet, sen, sevgili okuyucu, sana yazıyorum bütün bunları. Sen sevgili okuyucu, odanda, otobüste, bir kafede, – pandemi bitmiş de olabilir – bir bankta herhangi bir parktaki veya bir sahil kenarında oturup okuyor olan bu yazıyı. Sana yazıyorum, sana açıyorum içimi, sana döküyorum dertlerimi ve sana sıralıyorum bildiğim en süslü cümlelerimi çünkü sen buna değersin. Belki bir satırını okurken yazdıklarımdan birinin, küçücük bir gülümseme belirir dudaklarında ve birisi senin o tebessümüne âşık olur. Eğer kimse yoksa da yakınlarında, bu seni ortamdaki en mutlu kişi yapar otomatikman. Seni en mutlu kişi yapmayı başarabiliyorsam ne mutlu bana… bir gün bir arkadaşına anlatırsın belki nasıl mutlu olduğunu ve o da merak eder sana yazılanları. Aramızda kalsın ama bu küçük sırrımız, herkesle paylaşma öyle mutluluğun sırlarını, cılkı çıkar sana yazdıklarımın, abartılan yazılar veya şişirilmiş balonlar listesine alıverir birileri sonra ve üzülürüm ben. Neticede ben kimseye okuyun demiyorum, bütün hepsini onlara yazıyor olsam da. Varsın ben ev kiramı ödeyemeyeyim ileride bir kitap basabilmek umuduyla, varsın kimse gidip de satın almasın bilmem neredeki kitapçıdan hayali kitabımı, varsın sen anlama bütün bunları sana neden yazdığımı veya nasıl yazdığımı, seni görmeden bile, ama sana yazdığımı bil ve bunu asla unutma. Çünkü sen, sevgili okuyucu, buna değersin. Okumaya o denli gönül vermiş, okumayı öyle sevmişsin ki benim yazılarıma bile sıra gelmiş – ne kadar uzun bir sıra olduğundan bahsetmeme gerek yok sanırım – bütün bu hayatın keşmekeşi içerisinde. Keşmekeş demişken nasıl sana bakıp gözlerini kaçıran o utangaç çocuk veya kız, sen de beğendin mi onu? Yoksa tek başınalığın keyfini sürmeyi bilenlerden olup ortamdaki en mutlu kişiye mi dönüşüverdin birkaç satırda? Bütün ışıltılar, parlaklıklar, göz alıcı güzellikler ve iç ısıtan ateşler bir yana, sen bir yana derken latife ettiğimi düşünmedin umarım… Lakin – yaşamak gibi – böyle şeyler ciddi meselelerdir benim mahalledeki abilerimden öğrendiğim racona göre. Racona ters hareket etmek de benim gibi bir başyazmana yakışmaz hiç. Ne muhteşem bir şey değil mi, benden binlerce yıl önce yaşamış biriyle gönül bağı kurabilmem, insanlar karşı karşıya otururken, aynı yatakta yatarken kuramazken birçok insanla? Neyse boş verelim şimdi bütün bunları sevgili okuyucu. Sen demek istediğimi anladın mı onu söyle? Evetse cevabın bir buçuk kere gül, hayırsa da yarım kere gül çünkü anlamadıysan anlamak için tekrar okuyacaksındır ve seni gülerken biri görecektir ucundan kıyısından dudaklarının ve her şeyden ayrı bir yana koyduğum ışıltıyı yakalayacaktır gözlerindeki. Sonra vay haline o genç kızın veya delikanlının… Artık o yazacaktır sana, bazen kelimelerle, bazen bakışlarla, bazen akışlarla zamanın içinden ve bazen de çakışlarla gökyüzünden yeryüzüne durmaksızın ve sen unutacaksındır bütün sana yazdıklarımı, yazmadıklarımı…


Sana yazıyorum
Ben ki tek başınalığın keyfini sürmeyi bilenlerden olup ortamdaki en mutlu kişiye dönüşüverdim birkaç satırda ve 2 defa okuduğum için 3 defa gülmüş oldum otomatikmen. Fakat gülerken kimse görmedi beni, kimse o ışıltıya şahitlik etmedi gözlerimdeki. O yüzden ben de buraya yazıyorum, o ışıltıya şahitlik etmeniz için.
Ve siz başyazman; İleride kitabınız basıldığında not düşün buraya çünkü altını çizerek okuyacağım satırlardan mahrum kalmak istemem.
Satırlarınızın ömrü uzun olsun, saygılarımla..
BeğenLiked by 1 kişi
İyi dilekleriniz için teşekkürler. Sanat ile kalın 🙂
BeğenBeğen
Ben teşekkür ederim 🌸
BeğenLiked by 1 kişi
Tamamen şans eseri bu yazıyı bulup odamda tek başımayken 4-5 kez okudum. Her okuduğumda daha bitirmeden başa dönüp tekrar okumak istedim. Kim bilir kitabınız çıksa kaç kez dönüp dönüp okurum. 10 dakikadır gülüyorum ve bundan önce en son ne zaman böyle gülümsediğimi hatırlamadığımı farkettim. Teşekkür ederim gülümsememe sebep olduğunuz ve bana bazı şeyleri tekrar hatırlattığınız için.
BeğenLiked by 1 kişi
İçten yazılmış yazıların mutlu ettiği doğrudur, ancak ondan daha çok mutlu eden bir şey varsa o da gerçekten hissedilenlerdir. Ben teşekkür ederim.
BeğenBeğen