Kimi zaman – kimi zaman dediysem çoğunlukla – aklımı saran farklı düşünceler sebebiyle bazı sorunlar yaşıyorum. Bu sorunları kabullenmek gibi bir seçeneği de henüz aklıma getirebilmiş değilim. Çünkü benim büyüdüğüm yerde – aslında yerlerde olmalı – pes etmek bir seçenek olarak sunulmazdı kimseye ve kimse şimdilerde insanların – umarım herkes benim onları insan yerine koyduğum kadar insandır – ağzından düşmeyen “ben böyleyim”ler, “ben buyum”lar gibi tabirlerle sıyrılamazdı işlerin içinden. Kırk sekizinci yaşını kulak ardı eden biri gibi konuşmak istemiyorum – gerçekten de henüz yirmi iki yaşında olmamla hiçbir alakası yok bu çekincemin – ama, sanki birçok şey değişti tahmin ettiğimizden çok daha kısa sürede. Bir yerde okumuştum – nerede olduğunu hatırlamıyorum, kaynak belirtemediğim için beni bağışla lütfen koca yürekli okuyucu – ve diyordu ki “ruhta eksik olan dilde pelesenk olur.” Sanırım günümüzdeki sorunların temelinde de bu yatıyor.
Sanki ben bilmiyorum değil mi? Ben beceremem değil mi “ben buyum” diyerek üzerimdeki tüm sorumluluktan birkaç saniyede kurtulmayı? Evet, beceremem. Çünkü kabullenmek gibi bir seçenek henüz benim ruhumda yer etmemiş durumda ve kabullenmek kelimesini bu yazıda epey aşındıracağım belki de. Eksik olduğunun bilincinde olduğum için en azından ruhumda, ruhumun da. Bu sebeple kabullenmek yerine başka bir şey ile kendimi meşgul ediyorum. Yazıyorum örneğin – senin de tahmin edebileceğin üzere sevgili okuyucu – bazen de yazmıyorum, yalnızca düşünüyorum hindi misali. Sonra koşuyorum fil gibi, içimden üçe kadar sayıyorum bir semenderi kıskandıracak kadar sakin bir şekilde. Ama meşguliyetlerimi arttırmıyorum da öyle çokça çünkü o zaman çok fazla karışıyor kafam ve delinin not defterine dönüyor yazdıklarım ve yazmadıklarım. Görmezden geliyorum – yani sözde görmezden geliyorum – mesela bazen de, yıldızları bile. Herkes başarır aslında gündüzleri yıldızları görmezden gelmeyi, ama ben geceleri de başarırım – hayal etmesi güzel ama değil mi? Nasıl yaptığımı sormayın çünkü söylemem, o da benim küçük sırrım olsun lütfen. Yani kısaca şöyle söyleyebilirim, bütün o psikoloji temelli sorunlar, varoluşsal sancılar, hormonsal tepkiler ve diğer ıvır zıvır geceleri olduğu gibi yıldızların gökyüzünde parıl parıl, gündüzleri de vururlar gözümüze, aklımıza ve yüreğimize en dik açıyla. Ekvatorda yaşamanıza da gerek yoktur üstelik bunun için, ne muazzam bir ayrıcalık değil mi? Hem de bütün insanlığa verilmiş olmasına rağmen… Bilimsel bir açıklama yapmışım da sanki “güneş de bir yıldızdır” demişim gibi ciddi tavırlar takınmaya başlama sakın sevgili okuyucu çünkü bu en gayri resmî tavrımdır takındığım kendi görmezden gelemememe karşı. Boş verelim şimdi görmeyi, görememeyi, kabullenmeyi, kabullenememeyi veyahut olumlu ve eksiz halini de olumsuz ve ekli halini de yapamadığımız bütün eylemleri…
Gel gelelim şu “ben buyum” diyerek ortalarda dolaşan ve – nasıl başarıyorlarsa – hemen her yerde karşımıza çıkan leş insanlara. Bir gün – bir gün dediğim de dün akşam – bir arkadaşım şöyle demişti; “leş insanlar bozuk para gibidir, harca gitsin.” Lakin ben söz konusu olan leş insanları bozuk para gibi değerlendiremiyorum çünkü bozuk paralara karşı tutumum şu şekildedir: ben elime geçen bozuk paralarla üç şey yaparım; birincisi kazı kazan oynamak, ikincisi ilk gördüğüm insana bir bahaneyle vermek ve üçüncüsü de dolmuşta vs. gerekli olur diye çantamın en dibine sallamaktır. Leş insanlar bozuk para değillerdir çünkü ne ben onları kumarıma alet eder ve onlar sayesinde bilmem hangi hayalimin gerçekleşme ihtimalini düşünürken umuduma ortak ederim ne – tabiri caizse – elimdeki kötülükten kurtulmak için başkasına musallat ederim ne de sırtıma yük edip bir gün bana bir fayda sağlanmasını beklerim. Sen ne yaparsın bozuk paralarınla veya onları ne olarak görürsün bilmiyorum sevgili okuyucu, ancak leş insanlardan korunmanın yolunu bulduysa birileri bir yerlerde uzaktaki veya yakındaki ve ben öğrenebilirsem bunu, ilk sana anlatacağıma dair söz verebilirim. O zamana dek ise, sorunlarımızı yıldızlaştırdıysak ve güneş hiç gelmiyor olsa bile kutuplaştırıldığımız için leş insanlar tarafından, halının altına süpürmeyi veya kafamızı kumun altına sokmayı deneyebiliriz. Ya da büyüdüğüm yerlerde bana öğretilmiş olan “kabullenememe” yeteneğimizi kullanarak başka bir şey, başka bir çare bulabiliriz, birileri bir yerlerde bulacak diye beklemek yerine.


Çünkü ben buyum’a sığınmazlarsa açıklama yapmaları gerekir, yüzleşmeleri gerekir, yaptıklarından ya da yapmadıklarından dolayı özür dilemeleri gerekir veya bence en önemlisi herhangi bir konuda dürüst konuşmaları gerekir. Tüm bunları yapmak cesaret gerektirir ama cesareti olmayan leş insanlar ben buyum’u, ben böyleyim’i kendine kalkan olarak kullanır. Onlar bunu kalkan olarak kullanadursun sevgili başyazar, biz gelelim bozuk paralara.
Paraları çantanın en dibine sallamak ortak paydada buluşturuyor sanırım yazarla okuru fakat ben ilk olarak jelibon ve çikolata alırım o paralarla; tatlı krizlerime önlem olsun diye. İkinci olarak da kağıdın altına koyup üstünden karalayarak Mustafa Kemal Atatürk’ün resmini çıkartırım ortaya; resimlerimin dünyanın bir ucunda, yeteneğimin de dünyanın öteki ucunda olduğu için.
Ve son olarak da başyazar, bozuk paralarımla sakız alırım bol bol ve o sakızları etrafımdaki leş insanlara dağıtırım. Belki sakız çiğnemekten çeneleri yorulur da ben buyum naraları atmaya mecalleri kalmaz. 🙂
BeğenLiked by 1 kişi
Şunu da söylemek isterim ki sevgili başyazar, 2. yeniciler gibisiniz:
Cemal Süreya’nın Üvercinka’sı, Edip Cansever’in Yerçekimli Karanfil’i, Ece Ayhan’ın Bakışsız Bir Kedi Kara’sı gibi yeni bir kavramla tanıştım bugün sayenizde: Sorunları yıldızlaştırmak. Değişik 🙂
BeğenLiked by 1 kişi
Okuduğum yazıların bana bir şeyler katmasını çok seviyorum. Yazılarınız bu konuda bana çok faydalı oluyor. Mesela şu yazdığınız cümleyi duymadım daha önce. Bu bir atasözü mü, ne demek istediniz yani tam anlayamadım.
Kırk sekizinci yaşını kulak ardı eden biri. Bu ne demek rica etsem açıklayabilir misiniz?
BeğenLiked by 1 kişi
Açıklarsam sürprizi kaçar. Siz nasıl isterseniz o şekilde canlandırın zihninizde, yüreğinizde.
BeğenBeğen
Pekalâ.
BeğenLiked by 1 kişi