Emil Michel Cioran’ı okumadan evvel kendime sorup durduğum soruları, onu okuduktan sonra da sormaya devam ettim ve ediyorum. Ancak bu soruların soruluş şekillerinde bazı değişiklikler meydana geldi, bulamadığım cevaplar da değiştiler haliyle. Tıpkı “Afterlife” dizisinde başrolü canlandıran Ricky Gervais’in keşfetmiş olduğu, Cioran’ın bir röportajında kendisinin her an intihar edebilme gücünü keşfettikten sonra ne kadar özgür olduğunun farkına vardığını söylemesi gibi küçük ama etkili değişikliklerdi bunlar sorularımdaki ve cevaplarımdaki. Bir örnek vereceğim bu yazımda sorularımdan ve cevabını birlikte bulmaya çalışacağız. Lakin ben henüz emin değilim, bunun bir özgürlük mü yoksa tutsaklığın ta kendisi mi olduğundan. Çünkü ölüm de en az doğum kadar bir pranga, kelepçe, demir parmaklık, yüksek duvar, at gözlüğü veya sansürdür bana göre. Bu sebeple biraz kafamız karışacak bu yazıda. Neyse, esas meseleye geçsek güzel olacak sanırım, – hazır olmadığını biliyorum – hazırsanız başlıyorum.
Benim kendime sanırım günümüzdeki kullanımlarına istinaden, “aklım erdiğinde”, “oldum olası” veya “kendimi bildim bileli” zamanlarımdan beri sorup durduğum soru; neden insan olarak dünyaya geldiğimdir. Yani, neden insanım? Ya da ben insan olmayı hak ediyor muyum, insanlık hak edilen bir şey mi? İnsan olmak bir ödül mü, yoksa ceza mı? Mesela sen sevgili okuyucu, insan olmak ister miydin? Sorulması gereken bir soru muydu bu? Ya da “Mr.Nobody” filmindeki gibi milyonlarca olasılık ile boğuşmak sıkar mıydı seni? Veyahut boyun böyle mi olmalıydı, gözlerin, saçın, ten rengin, memleketin, hatta ellerin ve dilin? Sorma boşuna çünkü ben boş verdim hepsini. Çok daha mühim konular var onlara gelene kadar, insan olmak mesela. Ben olmak istemezdim insan – eğer öyleysem tabii. İnsan olmaktan ziyade olamamak mesele çünkü, yüzyıllardır olduğu gibi. Herkes düşünmüştür eminim hayatının çok küçük bir anında da olsa insan olabilmeyi. Peki ya olamamayı? Tam da bu soru sebebiyle bir cevaba erişebilmiş değilim paragrafın başında belirttiğim zamanlardan bu yana.
Mesela bir papatya olabilirdim, “hacklenmiş” biri tarafından üzerimde yeni bir kod çalışması yapsa da, bir kâğıt parçası olabilirdim, üzerime bir şiir, hikâye, telefon numarası, adres veya hiçbir şey yazılmasa da. O kâğıt parçasının üzerindeki şiir de olabilirdim, bir ağaç kovuğuna sıkıştırılıp unutulmuş – veya bilerek terk edilmiş – olsam da kimseler bulmasın diye. Kanatlı bir hayvan olabilirdim mesela, bir penguen olarak asla uçamayacak olsam da. Bir kapının üzerindeki tokmak da olabilirdim, elektriğe bağlanmış bir zil de, kimseler gelip kullanmasa da beni. Bir telefon da olabilirdim aslında, hiçbir rehberde kayıtlı olmayan bir numaranın sim kartı takılı olsa da bir yerlerime – önemli değil ki hiç, benim hiçbir yerimde olmayacağı için. Bir yıldız da olabilirdim örneğin, herkesten ve her şeyden bilmem kaç bin ışık yılı uzakta olsam da, hatta güneş de olabilirdim de kimin umurunda? İnsan olmak dışında her şey olabilirdim bu hayatta veya başka bir hayatta. Ama bu beni tatmin eder miydi onu bilemiyorum, hatta beni insan olmaktan alıkoyan bu şey ne onu da bilemiyorum. İşin kötü tarafı insan olamamaktan alıkoyan ne onu da bilemiyor oluşum da boş verelim şimdi bunları. Sen de hiç sorma bana sevgili okuyucu, neden insan olduğumu da neden insan olamadığımı da. Sen en iyisi mi otur bunları kendine sor. Çünkü benim vereceğimden farklı bir cevap vermeyecektir sana, hem benimle uğraşmaktan da kurtulmuş olursun. Belki sen, insan olursun. Belki de sen, insan olmazsın insan olduğunu sandıkça…


Cioran intihar edebilme gücünü keşfetmeyi özgürlük olarak tanımlıyor.
Peki siz sayın yazar, ölümü bir pranga ya da sansür olarak ifade etmenizin sebebi nedir? Cennet, cehennem ya da araf haricinde bir seçim hakkınızın olmaması mı? Ya da bu seçime sizin karar verememeniz mi?
BeğenBeğen
Çünkü intihar edebilme gücümü henüz keşfedemedim 🙂
BeğenBeğen
Belki bazılarına göre insan olarak dünyaya gelmiş olmak bir ödüldür; mesela parası olanlara, dünyanın nimetlerinden istedikleri gibi yararlanabildikleri için. Ya da bir şükür sebebidir Tanrıya, değer verip kendilerini insan olarak yarattığı için.
Yahut akıllarıyla övünmelerine olarak sağladığı için -akıl insanın diğer varlıklardan farkıymış ya hani-
Fakat sevgili başyazar bence insan olarak dünyaya gelmek marifet değil, insan olarak yaşamını sürdürmek asıl olan, olması gereken ve zor olan. O yüzden bence kesinlikle bir ceza.. Sizce?
BeğenLiked by 1 kişi
Cezadan ziyade bir lanet olarak düşünmek daha doğru geliyor bana nedense
BeğenBeğen
Ben de belki manevi açıdan insanım diyemesemde kendime, maddi açıdan insan olmak istemezdim. Gökyüzünde bir ay olmak isterdim ya da bir kelebek yahut şu an dünyanın neresine düşeceği bilinmeyen Çin roketindeki bir düğme. Ya da zihni olmayan bir varlık, bir kitap ayracı mesela, bir yeşil zeytin..
Satırlarınızla birçok şeyi yeniden düşünüyorum, sorguluyorum, yüreğinize, kaleminize sağlık 🙂
BeğenLiked by 1 kişi
Çok teşekkür ediyorum 🙂
BeğenBeğen
İnsanlığımı sorguluyorum şu an umarım sonrasında kendisinden utanmam
BeğenLiked by 1 kişi
Utanmak da insanî bir durumdur, unutmayalım
BeğenBeğen
İnsan insan dedikleri
İnsan nedir şimdi bildim…
BeğenLiked by 1 kişi
Aslında çok değil ‘biraz’ insan olsak yetecek değil mi?
Yine kendimi yoklatan, düşündüren enfes bir yazı daha. Kesinlikle yazılarınızdan mahrum bırakmayın farklılığa aç okurlarınızı
BeğenLiked by 1 kişi
Mümkün oldukça sık paylaşım yapmaya çalışıyorum, ancak hayat çok yoğun bildiğiniz üzere 🙏
BeğenBeğen
Haklısınız bir lanet..
BeğenLiked by 1 kişi
Bilmez miyim 😦
BeğenLiked by 1 kişi
Utandığımı fark ettim, olsun insani bir durum 🙂
BeğenLiked by 1 kişi
Umarım o gücünüzü hiç keşfedemezsiniz sayın yazar
BeğenLiked by 1 kişi
Rica ederim 🙂
BeğenLiked by 1 kişi