Dünyada var olduğunu bildiğim ancak yeni adını koyabildiğim iki insan türünden bahsetmek istiyorum bu yazımda. Daha evvelki yazılarımda da farklı türdeki insanlardan bahsettiğimi fark etmiş olan sevgideğer okuyucular ellbette olacaktır, lakin bu seferki türlerimiz öncekilerden biraz daha farklı olacak diyebilirim.
Birinci türümüz “cıvıldayan” insanlar. Bu insanlar öyle güzeller, öyle neşeli, öyle heveslidirler ki sahip olduğunuz her şeyi kaybettiğiniz bir anda dahi herhangi biriyle karşılaşırsanız sizi yüceltebilirler. Kalplerinde sürekli olarak orkideler taşıyan bu insanlar, asla günaydın demekten veya küçük bir tebessüm ile ortalarda dolaşmaktan asla kaçınmazlar. Onların bu cesareti ise sizi dipsiz olduğunu düşündüğünüz kuyularızdan alarak buluntların tepesindeki törenlere götürür, eğlendirir, kısacası sizi berhudar kılarlar. Eğer bu tanımlarımdan sonra aklınıza geçmişinizden veya gününüzden birisi geliyorsa, bilin ki ne demek istediğimi gayet iyi anlıyorsunuz. O insanı kaybetmemeye gayret edin – o zaten sizi kaybetmeyecektir. Cıvıldayan insanlar asla kaybetmezler, ancak kaybedenleri parti kursalar bazı ülkelerde iktidara oynayabilirler. Eğer kimse gelmiyorsa da aklınıza üzülmeyiniz çünkü bu sizin çevrenizdeki cıvıldayan insan olduğunuzu gösterir ki bu harika bir haberdir sizin için ve öyleyse buyrun gelin tanışalım, kucaklaşalım, sarılalım, cıvıldaşalım. Cıvıldaşmaktan daha güzel bir şeyi hayatım boyunca görmedim, geri kalanı boyunca görmesem de sanırım pişman olmam. Cıvıldaşmanın ne olduğundan biraz bahsetsem fena olmayacak sanırım. Şimdi karşınızdaki kişinin size bir şeyler anlattığını hayal edin, bir yemeğin yapılışından, izlediği bir filmden veya diziden bahsediyor olabilir, ancak o insan cıvıldayan biriyse öyle etraflı, öyle güzel anlatır ki “o anlattığı yemek olsam da beni yese” veya “izlediği dizi, film olsam da beni de böyle anlatsa” dersiniz elinizde olmadan. Bu kadar kolay şekilde düşmek (2021 Jargonu) sizin suçunuz değildir, kim olsa aynısını hatta fazlasını düşünebilirdi. Karşınızdaki kişinin ve sizin bu hâletiruhiyye içerisinde bulunmanız, bunun sonsuza kadar sürmesini dilemeniz, tüm fiziksel ihtiyaçlara namuhtaç olmanız ise cıvıldaşmak olarak adlandırdığım an, durum, yaşamdır. Bu eylemi gerçekleştirebileceğiniz insanlarla sürekli olarak rast gelmeniz ne harika olurdu değil mi? İnsanoğlu dediğimiz varlık zaten doyumsuzdur, bu yüzden de dünyadaki hiçbir güzellik veya kötülük kaynağı sonsuz değildir, tıpkı insan hayatının da bir sonu olması gibi. Eğer sonsuz kılınsaydı insanoğluna dünya veya hayatı, şu güne kadar vermiş olduğu zararın milyonlarca katı büyüklüğünde zarar verebilirdi diye düşünüyorum. Bu yüzden her ne kadar bu duruma kızsam ve inanmak istemesem de insanın gelecekte bir gün cıvıldaşmaktan ve cıvıldayan insanlardan bıkacağını düşünmeden edemiyorum. Güzel olan cıvıldayan insanlardan asla bıkmayacak olanlardan olma şansı, hatta daha güzel olan ise cıvıldayan bir insan olma şansı…
Şimdi gelelim ikinci türümüz olan “gökyüzlü” insanlara. Satırlarımı okumaya devam etmeden önce lütfen bu insanların nasıl olabileceklerini tahmin etmeye çalışınız ki kaç farklı bakış açısıyla gökyüzlü bir insan tanımlayabileceğimizi görebilelim. Düşündüğünüze göre artık anlatmaya başlayabilirim sanırım. Bu bir diğer güzel insan türü içlerinde bir tür sonsuzluk barındırmakta. Öyle ki bu sonsuzluk içerisinde herkes kaybolurken onlar adeta avuçlarının içi gibi bildikleri bir semtte geziniyor gibiler. Evet, bu onların sonsuzluğu olduğu için pek şaşırılacak bir durum değil, fakat benim gibi sıradan insanlar o sonsuzluğu hayal edebilecek güçte olmayabilir. Bu sonsuzluğun en güzel kısmı, bu muhteşem insanlar tarafından istedikleri yere götürülebilmeleri ve istedikleri yerde istedikleri kadar bekletilebilmeleri. Çünkü bu sonsuzluk bu insanların hedeflerinden, ideallerinden, yaşama sebeplerinden, umutlarından oluşmakta. Madem bu kadar muhteşem bu insanlar bir tane örnek verin de güzelce kavrayalım diyor olabilirsiniz, lakin her zaman dediğim gibi başkası tarafından söylenildiğinde öğrenilen şeyler hava gibidir, hiçbir zaman yok olmazlar, ama ihtiyacınız olana kadar asla varlıklarını hissetmezsiniz. Oysa kendi kendimize öğrendiğimiz şeyler adeta güneş gibi, su gibidir. Bazen içinizi ısıtırlar, bazen de ferahlatırlar… yani kısacası, buyrunuz araştırmaya, etrafta gördüğünüz herkesi gökyüzlü mü yoksa cıvıldayan mı diye sınıflandırmaya çalışmaya. Gökyüzlü insanların hedefleri – dünyanın en zengin insanı olmak, en zeki insanı olmak vs. değil elbette – o kadar çok ve yüksektirler ki sürekli gelişimden başka kendilerine çare bırakmazlar. İdealleri uğruna canını verebilecek birkaç insan tanımışsınızdır belki bunca yıllık hayatınızda, ancak onlar canlarını vermekten ziyade can almaktan kaçınmayı daha iyi bilirler. Çünkü en iyi onlar bilirler ki candır bu, sıkılanı olur, yananı olur, canânı olur… bu yüzden vermekten, sıkmaktan veya yanmaktan, yakmaktan yana değil, can olmaktan, canân olmaktan yanadırlar. Hak verirsiniz ki her canın umudu tükenir, fakat canânın umudu tükenmez. Böylece sonsuzluklar onlar dışındakiler için pek gayet tehlikeli, korkutucu veya sakıncalı olabilir. Sonsuzluğa hakim olmak için önce sonsuzluğa gönül vermek gerekir, sevmek gerekir.
Siz sevgili okuyucu, şimdi anladınız mı size neden “sevgili” okuyucu dediğimi? Lütfen yazın bir kenara havada asılı kalmasın – insanlar gibi – söylediklerim, ister cıvıldayan insan olun, ister gökyüzlü insan olun, dilerseniz ikisi de olmayın, ama önceki yazılarımdan birinde belirttiğim gibi, insan olun… biraz da olsa… sevin… gönül ağırlık yapmasın size…


Etrafımda ya da geçmişimde cıvıldayan insanlar olmadığını fark ettim. Aslında bunun için üzülmedim çünkü polyannacılığın farklı bir versiyonu gibi algıladım bu cıvıldayan insanları. Halbuki bana göre hep iyiyi, hep güzeli fısıldayan iyimser insanlar bana destek yerine köstek olurlardı fakat biraz da karamsar olmalıyım, biraz da iyi olmayan şeylerle baş başa kalabilmeliyim ki çaresiz kaldığım zamanlarda beni atağa geçirebilsin bu duygular. O yüzden bir cıvıldayan insan değilim sevgili başyazar ya da cıvıldaşan fısıltılar duyamıyorum yakınlarda..
Ya da demek istediğinizi yanlış anlayıp yorumladım.
BeğenLiked by 1 kişi
Gökyüzlü insanlar… Evet, bence bu insanlar cıvıldayan insanlara göre daha gerçekçi olan insanlardır.
Gökyüzüdürler adeta; yağmur yağdığında kararan bulutlara sahiptirler, üzülünce, ağlayınca ya da kötü durumlarda olduğu gibi.
Gökkuşağıdırlar; renklidirler, belki mutluluğun rengini barındırır kalpleri, belki hüznün, belki aşkın, ya da kim bilir belki ayrılığın. Ama hep iç içedirler, hayat gibi.
Fırtınadırlar; öfkeyi kusan, yakıp yıkan, dolu’durlar bazen; bahçeleri talan eden, ya da billur kar kristalleri; birbirine benzemeyen ama bir arada yaşayan.
Sonsuzdurlar; ucu bucağı görülmeyen, içinde nice sırlar barındıran. Sonlu hayatlarına inat sonsuzluğa kanat çırpan hayaller gibi
En çok da mavidir gökyüzlüler; dünyanın bilmem kaçını kaplayan denizlere, okyanuslara rengini veren mavi gibi. O sulara ihtiyacımız olduğu gibi o gökyüzlülere de ihtiyacımız vardır. İyisiyle, kötüsüyle, hayatın ta kendisidir, ideal değil gerçek olandır, doğal olandır gökyüzlüler..
BeğenLiked by 1 kişi
Tek kelimeyle muazzam…
BeğenBeğen
Gökyüzlülere örnek olarak Mustafa Kemal Atatürk’ü, Fatih Sultan Mehmet’i, Napolyon Bonapart’ı ya da Cengizhan’ı örnek versek yanlış mı olur.
BeğenBeğen
Kim örnek verilse yanlış olmaz sanırım, çünkü göreceli bir kavram hâliyle.
BeğenBeğen
Biz sevgili okuyucular siz sevgili yazarın böyle derin anlamlı yazılarını okumaktan çok memnunuz, başarınız daim olsun.. 🙂
BeğenBeğen
Çok teşekkür ediyorum 🙂
BeğenBeğen
İçimden bir ses siz de gökyüzlü’sünüz diyor…
BeğenLiked by 1 kişi
Emin olabilirsiniz ki değilim 🙂
BeğenBeğen
Rica ederim 🙂
BeğenLiked by 1 kişi
O sizin yazınızın muazzamlığı…
BeğenLiked by 1 kişi
Teveccühünüz…
BeğenBeğen
Emin olabilirsiniz ki sadece yazılarınızın içeriğinden, derinliğinden bile gökyüzlü olma yolunda olduğunuzu anlayabiliyorum. Ben sadece yazılarınıza göre konuşuyorum ama tabi sözünüzün üstüne söz koymak haddime değil siz öyle değilim diyorsanız kendinizi tabi ki en iyi bildiğiniz içindir. 🙂
BeğenLiked by 1 kişi
Bu sözlerinizden sonra Yunus Emre’nin dörtlüğüne döndüm bugün, ikinci kez, okudum aklımdan, hissettim yüreğimden.
BeğenBeğen
Bir ben vardır bende, benden içeri..
Yunus Emre diyince aklıma bu dize geldi anlık. Siz hangi dörtlüğü yüreğinizden hissettiniz?
BeğenLiked by 1 kişi
“İlim, ilim bilmektir
İlim, kendin bilmektir
Sen kendin bilmezsen
Bu nice okumaktır”
Benim hissettiğim budur. Her sabah tekrarlarım içimden. Bugün sizin sözlerinizden sonra ikinci kez tekrarlamış oldum. Şimdi ise üçüncü kez…
BeğenBeğen
Kendini bilmek ilim ve kendini bilmek ne güzel bir lütuf..
Kendini bilmek gerektiğini her sabah kendine hatırlatmak da zor ve değerli bir ilim olsa gerek.
İlminizle kendinizi bir etmek dileğiyle iyi geceler sevgili yazar 🙂
BeğenLiked by 1 kişi
İyi geceler dilerim 🙂
BeğenBeğen