İçimdeki bozgun büyüyor; irademin koca bir çınar olduğunu iddia edebilecek cesarete hiçbir zaman sahip olamamıştım zaten, ancak şu an koca bir çınar bir yana, makineleşmenin aziz çocuklarından olan bir kürdan kadar olduğunu bile iddia edemem. Başladığım her işte edindiğim kusursuz yenilgiler sayesinde “bu sefer ders çıkaracağım bundan” diyerek kendimi kandırmalarım bile seyrekleşti – yenilgilerimin sıklaşmasına rağmen. Optimist duyguların yerini alan melankoli sanki beni gerçekten olduğum kişiye daha çok yakınlaştırıyor, sanki yüzyıllardır içimde sakladığım ruhumu dudaklarıma değen tütün vasıtasıyla kanırtıp, kandırıp havaya salıyor. Havada avare ruhum; tıpkı içimdeyken olduğu gibi… Benliğimin benden uzaklaşmasına rağmen, kendimi kendime daha yakın hissetmemde elbette ki bir bityeniği bulunmakta; fakat ben bunun farkına varabilecek zihinsel aydınlıktan çok uzaklarda bulunan karanlık gölgelerle boğuşmaktayım. Bazı boğuşmaların galibinin olmayacağını biliyorum, tıpkı tüy sıklet fikirlerimin altın kemerliler arasında biçare savruluşu gibi. Hele ki bu boğuşmalar karanlık gölgeler olarak adlandırdığım kalbinde bir adet bile fotona sahip olmayan barbar zihniyetli insan bedenleriyle olunca, benim sıkletimin de bir önemi kalmıyor; neticede artının eksi ile çarpışması yine eksidir. Bu küçük matematik kuralının dahi nasıl hala geçerli olduğunu düşündüğümde hayretler içerisinde kalıyorum. Dünyadaki, herkesin kendisi için oluşturduğu tüm dünyalardaki her şeyi, her kuralı, kaideyi, normu, amansızca bozan insan bedenleriyle birlikte bulununca – zihnimdeki dünyada bile – insan bedeninin sürekliliğinin sağlanmış olmasını anlamlandıramıyorum. Anarşistlerden ve saire bahsetmediğimi açıklamama gerek yok sanırım, çünkü anarşizm dahi kabaca ifadeyle kuralsızlık kuralına sahiptir. Yalnızca yıkan, üretimden böylesine uzak barbarlar arasında yaşamaya zorlandığım için her gece ve gündüz lanetler okuyorum Tanrı’ya – beni duyuyorsa diye de hiçbir zaman var olmadığına inanmak istiyorum. Binlerce yeni yöntemler geliştiriyor, farklı stratejiler üretiyor ve o şekilde saldırıyorum bu zihniyete sahip insan bedenlerine – onlara ceset demek isterdim ancak cesetler bile azot döngüsüne katkılarıyla yararlı varlıklardır – ancak ortaya çıkan sayısız olasılıktan hiçbiri beni zafere, zafer bir yana beraberliğe götüremiyor. Bu yüzden tekrar lanetler savuruyorum Tanrı’ya, dünyadaki karanlık düzenin sürekliliğine ket vurmadığı için, dünyamdaki yenilgilerimin sonuncusunu bana hiçbir zaman tattırmadığı için… Bazen de dualar ediyorum, tüm insan bedenlerinin – benimki dâhil – birer cesede dönüşmeleri adına; lakin beni lanetler okurken duymayan Tanrı, dualarımda da duymuyor, onu yoktan var etmeye gücüm yetmiyor… insan bedenlerine bile yetmediği gibi…


Benliğiniz sizden uzak ama kendiniz kendinize yakın? garip geliyor kulağa.
BeğenLiked by 1 kişi
‘Tüy sıklet fikirlerin altın kemerliler arasında biçare savruluşu..’
Bu ne demek sevgili yazar?
BeğenLiked by 1 kişi
Dövüş sporları terimleri kullanmıştım, bir bakın isterseniz 😉
BeğenBeğen
Sizi barbarlar arasında yaşamaya zorlayan nedir?
BeğenLiked by 1 kişi
Yaşamın ta kendisi…
BeğenBeğen
Tanrı sizi duyuyorsa bile sizi kurtarmayacaktır çünkü sonuçta var olmadığına inanmak istiyorsunuz
BeğenLiked by 1 kişi
Belki de yenilgilerinizin sonuncusunu bir azot döngüsüne katkıda bulunurken yaşayacaksınız sevgili başyazar..
BeğenLiked by 1 kişi
Tanrıya bel bağlamayın derim. Varız ama yokuz da. Bunu müstehak gören bir tanrı fikrimce dalga geçiyor bizimle
BeğenLiked by 1 kişi
Kaleminize sağlık, yine döktürmüşsünüz 🙂
BeğenLiked by 1 kişi
Şunu fark ettim, her yazınız insanı sorgulamaya ve araştırmaya teşvik ediyor. Bu bakımdan minnettar olduğumu söylemeliyim. 👏👏
BeğenLiked by 1 kişi
Okuduğunuz ve sorguladığıbız için ben minnettarım ☺️
BeğenBeğen
Ha baktım şimdi. Boks gibi dövüş sanatlarında bir ağırlık sınıfıymış. Zayıf olan fikirlerinizin güçlü olanlar karşısındaki biçare savruluşundan bahsetmişsiniz sanırım.. Ama bilirsiniz ki sevgili yazar bazen zayıflar yenilmez ve finale çıkar. Fikirlerinizi küçümsemeyiniz, onlar değerliler…
Not: dövüş ‘sanatları tabiri’ siz ne dersiniz bilemem ama bana komik geliyor nedense; çünkü dövüş bir sanatsa dayak yiyen de sanat eseri olmaz mı bu mantıkla 😒
BeğenLiked by 1 kişi
Yaşam dimi, evet..
BeğenLiked by 1 kişi