Bunun budalaca bir düşünce olduğunun farkındayım zira burada peşinde oldukları gülünç bir şey değil, cinayetti. Mamafih ikisi arasındaki fark öyle büyük de değildi, neyse, o an aklımdan bu geçti işte. (s.78)
Zil bir kez daha çalıp odanın kapısı açılınca, bana doğru kabarıp gelen salondaki sessizlik oldu, sessizlik ve genç gazetecinin gözlerini benden kaçırdığını fark ettiğimde kapıldığım o benzersiz duygu. Marie’nin olduğu tarafa bakmadım. Zamanım olmadı çünkü mahkeme bana tuhaf, resmi bir üslupla Fransız milleti adına, bir meydanda, başımın kesileceğini söyledi. (s.97)
Umut, nefes nefese koşarken bir sokağın köşesinde, arkadan yetişen bir kurşunla vurulmaktı elbette. (s.99)
Oysa giyotin bu hayali de her şeyi olduğu gibi ezip geçiyordu: İnsan gizli saklı, biraz utanç ve çokça da isabetle öldürülüyordu. (s.101)
Anne sık sık, insan tamamıyla hiçbir zaman mutsuz olmaz derdi. Gökyüzü renklenip hücremden içeri yeni bir gün süzülüverince ona hak veriyordum. (s.102)
Şimdiye kadar böyle yaşamıştım, başka türlü de yaşayabilirdim. Şunu yapmıştım, bunu yapmıştım. Bir şeyi yapmamıştım, başka bir şeyi yapmıştım. Ne fark ederdi? (s.108)