Gökyüzüne bakıp da kuyruklu piyanoya benzeyen şu bulutun süzülüp gittiğini mi gördüm; hemen, bir hikâyemin bir yerine gökyüzünden kuyruklu piyanoya benzeyen bir bulutun süzülüp gittiğin koymalıyım diye düşünürüm. (s.41)İnsanlar okuyor sonra: “Hiç de fena değil, hoş, ilginç… Hoş ama Tolstoy nerde, bu nerde…” ya da “Pek hoş ama Turgenyev’in Babalar ve Oğullar’ı daha güzeldi.” Yani son nefesime kadar her şey hoş ve ilginç olacak, daha fazlası değil. Ölümümden sonra da tanıdıklar mezarımın yakınından geçerlerken “Burada Trigorin yatıyor,” diyecekler “ iyi bir yazardı, ama Turgenyev kadar değil.” (s.43)Yapayalnızım, beni ısıtacak bir sevgi yok, bir yeraltı zindanındaymışım gibi üşüyorum, yazdıklarım da soğuk, yavan, bulanık… Nina yalvarırım burada kalın ya da bırakın sizinle geleyim… (s.88)Bir martıyım ben… Yok, değil. (s.89)
Martı (İş Bankası Yayınları,2019)
Toprağın altında soğuyacak ve dünyayla birlikte dönecekse insanı bu yüksek, neredeyse Tanrısal aklıyla yoktan var etmeye ve sanki alay edercesine tekrar çamura dönüştürmeye hiç gerek yok. (s.24)Marcus Aurelius, “Acı, acı hakkındaki canlı düşüncedir. Bu düşünceyi değiştirmek için irade gücü göster, onu silkip at, şikayet etmeyi bırak; acı kaybolup gidecektir,” demiştir. (s.37)