Cicero

  • Ahlaken doğru olan her şey dört unsurun birinden doğar, buna göre ahlaki doğruluk (1) ya kişinin gerçekliği kavramasında ve pratik zekâsında (2) ya insanlar arasındaki birlikteliğin gözetilmesinde, insanın kendisini bu birlikteliğe adamasında ve yaptığı anlaşmalara sadık kalmasında, (3) ya ele geçirilmiş ve bastırılmamış olan soylu zihnin yüceliğinde veyahut gücünde, (4) ya da ılımlılığın ve ölçülülüğün egemen olduğu düzene ve ölçüye uygun olarak yapılan ya da söylenen her şeyde bulunur. (s.9)
  • Erdemin övgüsü tümüyle eylemden kaynaklanır. (s.11)
  • Ancak Platon’un müthiş bir şekilde yazdığı gibi, sadece kendimiz için doğmadık, aynı zamanda vatanımız bir parçamıza, dostlarımız da diğer parçamıza sahip çıkar. (s.12)
  • Şahsi malvarlığının derdine düşerek ya da insanlığa karşı bir tür nefret besleyerek sadece kendi işlerine gömüldüğünü, buna karşın kimseye de haksızlık yapmadığını söyleyenler vardır. (s.15)
  • İki tür uzlaşmazlık vardır: biri tartışmayla ilerler, diğeri kaba kuvvetle; biri insana özgüdür, diğeri vahşilere; insan ancak ilkini kullanamadığında ikincisine sığınmalıdır. (s.17)
  • Bize iyilik olsun diye değil de, bir iyiliğin karşılığı olarak yarar sağlanmışsa, bu durumda daha dikkatli olmalıyız, zira minnettarlığın karşılığını verme yükümlülüğünden daha zorunlusu yoktur. (s.24)
  • Genelde devlet görevi üstlenecek olanlar Platon’un şu iki öğüdüne tutunmalıdır: birincisi, vatandaşlar için neyin yararlı olduğuna öyle dikkat etsinler ki, ne yaparlarsa yapsınlar, ne düşünürlerse düşünsünler, neticede kendi menfaatlerini hiç hatırlamasınlar. İkincisi, halkın sadece bir bölümünü önemseyip diğer bölümlerini es geçmektense tamamını kucaklamaya dikkat etsinler. (s.39)
  • …zira zenginlik ahlaksızlığın ve gösterişin değil hayırseverliğin ve yardımseverliğin emrinde olduğunda değerlidir ancak. (s.42)
  • Gerçekten de insanların doğasındaki farklılıkların gücü öylesine büyüktür ki, bazen birisi kendisini öldürmeyi seçmek durumunda bile kalabilir, aynı koşullardaki bir başkasıysa bunu tercih etmeyebilir. (s.50)
  • Babalardan çocuklara geçen ve miras olarak kalan malvarlığından daha değerli olan, erdemin ve yapılmış işlerin sanki bir utanç vesilesiymiş gibi yerilesi şöhretidir. (s.53)
  • En nihayetinde öfke bizden uzak olsun, onunla hiçbir şey doğru ve dikkatli yapılamaz. (s.59)
  • Arı sürüleri bal peteği yapmak için bir araya gelmez, aksine doğaları gereği sürücül oldukları için bal peteği yapar, aynı şekilde insanlar çok daha geniş kapsamda yeteneklerini göz önünde tutup eyleme dökmek için topluluk oluşturur. (s.67)
  • Kişi iyi niyetinden, lütufların yüceliğinden, mevkiinin azametinden, kendisine faydalı olacağı beklentisinden, aksi takdirde zor yoluyla itaat ettirileceği korkusundan, büyük lütuf beklentisinden veyahut sözünden ya da en nihayetinde bizim de devletimizde gördüğümüz gibi, kişi parayla satın alınabildiğinden otoriteye ve güce tabi olur. (s.79)
  • Baskı altına alınmış özgürlüğün ısırıkları, hiç tehlikeyle karşılaşmamış özgürlüğün ısırıklarından daha sert olur. (s.80)
  • Nitekim vatandaşlarımıza büyük bir şiddet uygulandığından, müttefiklerimize dönük davranışlarımız artık haksızlık olarak görülmemeye başladı. (s.81)
  • Zira bir hırsız bir şeyi diğer çete üyelerinden güç veya hilekârlık yoluyla alırsa, hırsızlık çetesindeki yerini kaybeder ve baş korsan olarak bilinen kişi de ganimeti adaletli bir şekilde dağıtamadığında adamları tarafından terk edilebilir ya da öldürülebilir, zira denir ki, hırsızların bile gözetip boyun eğdikleri yasaları vardır. (s.86)
  • Yanlış yerde yapılan doğru işlerin, yanlış yapıldığını düşünüyorum. (s.97)
  • Erdemsiz kişiler hatalı yargılarından ötürü bu gibi şeylerden edinecekleri kazançları görür de, çekecekleri cezayı göremez; çoğunlukla kaçabildikleri yasa cezasını kastetmiyorum, cezaların en ağırı olan kendi ahlaki çöküntülerini göremezler. (s.124)
  • Oysa, iyi biri olduğunu hissettiğimiz dürüst bir insan, kendisini zenginleştirmek adına başkasından bir şey çalmaz. Buna şaşıracak biri olursa, yazgısında iyi insanın kim olduğunu bilmemek var demektir. (s.141)
  • Gece gündüz süren kaygı ve korkular, tuzak ve tehlikelerle dolu bir yaşam kime yararlı olabilir ki? (s.145)

    Yükümlülükler Üzerine (İş Bankası Kültür Yayınları, 5.Basım, 2018)

  • Ancak şunu söylemek mümkün, Publius Scipio’nun çok keyifli ve çok mutlu geçirdiği birçok gün içinde en görkemlisi ölümünden önceki gündür, o gün akşamüzeri Senatus oturumunun kapanmasından sonra, senator’lar, Roma halkı ve Latin müttefikler tarafından evine getirildi. Böylece Scipio’nun bu yüce onur katından ölüler âlemine değil, gökteki tanrıların yanına gittiği görülebilir. (s.5)
  • Bu kişilerle dost olmamızı doğa sağladı, ancak yine de bu sağlam bir dostluk değildir. Zira böyle bir dostluk akrabalıktan üstündür, akrabalıktan kaynaklanan iyi niyet yitirilebilirse de, dostluktan kaynaklanan iyi niyet yitirilemez. İyi niyet ortadan kalkınca dostluk adı yitirilir, ama akrabalık kalır. (s.8)
  • Genelde dostluk üzerine düşünülürken özellikle şu hususun üzerinde durulması gerektiği kanaatini taşıyorum: Dostluk zayıflıktan ve ihtiyaçtan mı doğar? İnsanların birbirlerine karşılıklı yardım etmesinin nedeni, tek başlarına yapamayacakları bir şey başkasının yardımıyla yapmayı ve karşılığını da aynı şekilde ödemeyi istemeleri mi? Yoksa bu yardımlaşma duygusu dostluğun bir özelliği midir, bununla birlikte dostluğun daha eski, daha güzel ve bizzat doğanın kendisinden ileri gelen başka bir nedeni var mı? (s.12)
  • “Bana göre,” derdi, “dostluklar bazen öyle bir kadere katlanmak zorunda kalır ki, bu kötü kaderden tamamen kaçınmak sadece bilgeliğe değil, aynı zamanda iyi talihe de bağlıdır.” (s.15)
  • O halde dostlukta şu kural kabul edilsin: Ne rezilce bir şey isteyelim ne de böyle bir isteği yerine getirelim. İşlenen diğer suçlarda olduğu gibi, bir kişinin dostunun iyiliği için devlete karşı suç işlediğini söylemesi, kabul edilmemesi gereken, rezilce bir gerekçedir. (s.17)
  • Talih’in sadece kendisi kör değildir, o kucakladığı insanları da çoğunlukla kör eder, bu yüzden insanlar kibir ve inatçılıkla, handiyse kendileri olmaktan çıkarlar, talihli bir budaladan daha çekilmez bir şey olamaz. Öncesinde iyi bir karakteri olmasında rağmen, askeri yetkiye, güce ve refaha kavuşunca değişerek eski dostluklarını bozan ve yeni dostluklardan haz duymaya başlayan insanlar görmek mümkündür. (s.22)
  • İnsan doğası gücü küçümseyecek kadar kudretli değildir. (s.25)
  • Nasıl Ennius haklı bir şekilde, “Gerçek dost belirsizlik anında belli olur,” diyorsa, aynı şekilde şu iki şey de çoğu kişinin dönekliğini ve zayıflığını ortaya serer: Ya iyi zamanlarında dostlarını küçümserler ya da kötü zamanlarında onları terk ederler. Dolayısıyla her iki durumda dostluğuyla ciddi, sarsılmaz ve değişmez durabilen birini insan soyunun çok nadir ve neredeyse tanrısal bir türü olarak değerlendirmemiz gerekir. (s.26)
  • Ancak çoğu insan kendi çıkarına olmadıkça bir şeyi iyi olarak görmez ve hayvan sürüsü gibi gördüğü dostlarından en çok kazanç sağlayacağını umduklarını daha çok sever. (s.31)
  • “Birisi göğe yükselerek evrenin doğasını ve yıldızların güzelliğini seyretseydi, bu manzara onda keyif evren bir hayranlık uyandırmazdı, oysa yanında gördüklerini anlatabileceği biri olsaydı, bu en güzel manzara olurdu.” (s.34)
  • Zira bir dalkavuk, kimin keyfine göre konuşuyorsa, o kişinin büyüklüğünü abartır. (s.37)

Dostluk Üzerine (İş Bankası Kültür Yayınları, 6.Basım, 2021)

Yorum bırakın