- Özgür olmak, çılgınca özgür olmak isterdim. Ölü doğmuş bir çocuk kadar özgür.(s.14)
- Uzun zamandır, oldum olası, bu dünyanın bana lazım olmadığının ve buraya alışamayacağımın bilincindeyim. Boş bir manevi gurur kırıntısına kapılmam ve varoluşumun bana bozulmuş ve yıpranmış bir mezmur gibi görünmesi işte bundan, sadece bundan dolayıdır.(s.20)
- Yaptığımız şeye ya da başkalarının yaptığı şeye inanmak bir işe yaramaz. Görüntüleri, dahası “gerçeklikler”i bile terk etmeli, her şeyin ve herksin dışında kalmalı, hevesleri kapı dışarı etmeli ya da bastırmalıyız; bir Hint atasözüyle, “yalnız fil” kadar az arzuyla yaşamalıyız.(s.29)
- İnsanlar Tanrı’dan ne denli uzaklaşıyorlarsa din bilgisinde o denli ilerliyorlar.(s.31)
- Kendimizi öldürmeye değmez, çünkü kendimizi hep çok geç öldürürüz. (s.35)
- Keşke insandan önce doğabilseydik.(s.53)
- Gülünç olmaktan korkan iyilikte de kötülükte de hiçbir zaman başarılı olamaz, yeteneklerinin altında kalır; deha sahibi olabilecek biri olsa bile vasata mahkûm olacaktır.(s.55)
- Ölürken ne yitireceksek, doğarken yitirdik o kadarını. Her şeyi.(s.56)
- Ne mümin ne de tanrısızsanız Tanrı’dan söz etmek kolay değildir; artık biri de öbürü de olamamak, ilahiyatçılar da dâhil, hepimizin dramıdır kuşkusuz.(s.74)
- Larva durumuyla yetinmek, kendini evrimin dışında tutmak, bitmemiş durumda kalmak, elementlerin öğle uykusundan hoşlanmak ve bir embriyon vecdi içinde rahatça sona ermek gerekirdi.(s.103)
- Birine bir sır vermek deliliğini işlediğimiz zaman, bu sırrı saklayacağından emin olmanın tek yolu o kişiyi oracıkta öldürmektir.(s.139)
- Hayatının yarım kaldığından, bir yere varmadığından yakınacak birisine, hayatın kendisine benzer, hatta beter durumda olduğunu hatırlatmamız yeter.(s.156)
- Şiir hesap ve önceden tasarlamayı kabul etmez: şiir bitmemişliktir, önsezidir, uçurumdur. Ne mırıldanan geometridir ne de soluk sıfatların art arda gelişi. Hepimiz zanaatı takdir edemeyecek kadar yaralı ve düşmüşüz, yorgunluğumuzun içinde yorgun ve barbar insanlarız.(s.159)
- Zaaflarım varoluşumu mahvetti; ama var olmam, var olduğumu sanmam da onlar sayesindedir.(s.178)
- Anlamış olup da hayatta kalmaktan daha yanlış bir durum yoktur.(s.183)
- İnsan özel bir koku yayar: Bütün canlılar arasında sadece insan ceset kokar.(s.191)
Doğmuş Olmanın Sakıncası Üstüne (Metis Yayınları, 3.Basım, 2019) - Hiçbir hoşgörüsüzlük, ideolojik taviz vermezlik veya din yayıcılığı yoktur ki, şevkin hayvanî temelini açığa vurmasın.(s.9)
- Bir inanç için acı çekmiş olandan daha tehlikeli varlık yoktur: En büyük zalimler, kafası kesilmemiş mazlumlar arasından çıkar.(s.12)
- Tanrı: Ürküntümüzün üzerine dosdoğru düşüş; hiçbir ümide kanmayan arayışlarımızın ortasına yıldırım gibi inen selâmet; tesellisiz kalmış ve zaten teselli edilmek de istemeyen kibrimizin dolambaçsız bir biçimde geçersizleşmesi; bireyin kızağa çekilme yolunda ilerlemesi; endişe noksanlığı yüzünden ruhun işşiz kalması…(s.16)
- Hükümsüz sırları biriktire biriktire, anlamsızlığı tekeline ala ala, hayat ölümden fazla ürküntü verir: Büyük Meçhul odur.(s.17)
- Bütün canlıların en mahrem boyutu olan ölüm, birbirine indirgenemeyen iki düzene ayırır insanlığı… Bu iki düzen arasındaki mesafe, bir akbabayla köstebek, bir yıldızla tükürük arasındakinden de fazladır… Ölüm duygusu olan insanla bu duyguya hiç sahip olmayan arasında, iletişimi mümkün olmayan iki dünyanın uçurumu açılır; bununla birlikte ikisi de ölür; fakat biri ölümünden habersizdir, ötekiyse bunu bilir; biri sadece bir anda ölür, ötekiyse sürekli ölmektedir…(s.18)
- Kendini ortadan kaldırmak öyle açık ve öyle basit bir iş gibi görünür ki! Niçin o kadar narin bir şeydir bu? Niçin herkes bundan kaçar? Çünkü, her ne kadar akıl yaşama iştahını yok saysa da, fiiliyatın sürmesine neden olan hiçlik bütün mutlaklardan üstün bir kuvvettedir; ölümlülerin ölüme karşı sessiz ortaklıklarını izah eder; yalnızca varoluşun simgesi değil, varoluşun ta kendisidir bu hiçlik; her şeydir. Ve bu hiçlik, bu bütün, hayata bir anlam veremez, ama hiç değilse hayatı, olduğu hal içinde sürdürür: Bir intihar etmeme hali.(s.26)
- Hayatla dolup taştığı için, Şeytan’ın hiçbir sunağı yoktur: İnsan kendini Şeytan’da çok fazla bulduğu için O’na tapamaz; ondan bilerek nefret eder; kendinden yüz çevirir ve Tanrı’nın yoksul vasıflarını ayakta tutar. Ama Şeytan bundan şikâyetçi değildir ve bir din kurmaya hiç heveslenmez: Zayıflatılmamasını ve unutulmamasını temin etmek için burada değil miyiz biz?(s.29)
- Fransa’da bulaşıcı olan tek şey zihin açıklığıdır; aldanmaktan, ne olursa olsun bir şeye kurban olmaktan nefret etmedir.(s.39)
- Yüce bitkinlikleri, ince tiritlikleri, zaman dışı hallere özenmeyi – ki bunların hepsi bilgeliğe yöneltir – kendinde bulmayan var mıdır? (s.44)
- Omuzlarımızın ve düşüncelerimizin üzerinde ağır yüklerle bir hapishanede doğmuşuz; kesip atma imkânı bizi bir sonraki gün yeniden başlamaya teşvik etmese, tek bir günün bile sonunu getiremezdik…(s.44)
- Eğer doğduğumuz anda, ergenlikten çıkışımızdaki kadar bilinçli olsaydık, beş yaşında intiharların alışılagelmiş bir olgu, hatta bir saygınlık sorunu olacağı muhtemelden öte bir gerçektir.(s.45)
- Bu dünyada hiçbir şey yerini bulmuş değildir, başta bizzat dünya olmak üzere…(s.48)
- Hakikaten yalnız varlık, insanlar tarafından terk edilmiş olan değil insanlar arasında acı çekendir; kendi çölünü peşi sıra panayırlarda sürükleyen ve mütebessim cüzzamlılık, tamiri imkânsızlık komedyenliği yeteneklerini sergileyendir.(s.49)
- Eğer her kederlendiğimizde ağlayarak kurtulma imkânımız olsaydı, teşhissiz hastalıklar ve şiir ortadan kalkardı.(s.52)
- Zaten varlığın kendisi de Hiçliğin bir iddiasıdır.(s.57)
- Fakat enerjileri biriktiren kişi, baskı altında, kendi aşırılıklarının kölesi olarak yaşar; mutlak içinde batmasını hiçbir şey engelleyemez…(s.60)
- Özgürlük, özü şeytanî olan etik bir ilkedir.(s.64)
- Saatler ve saatler boyunca, beynimiz saçma faaliyetinden kendine hiçbir yarar sağlamazken yatay hareketsizliğin zahmetini çekmişizdir.(s.64)
- Hayat bizim ortamımız değil diye kendimizi hayattan muaf mı tutturalım? Var olmama belgesi veren kimse yoktur. Soluk almada sebat etmek, havanın dudaklarımızı yaktığını hissetmek, temenni edemediğimiz bir gerçekliğin bağrında pişmanlıkları biriktirmek ve mahvımıza sebep olan Dert’e bir açıklama bulmaktan vazgeçmek zorundayızdır.(s.78)
- Artık bu dünyanın çocukları olmayı umarken, bir de baktık ki, zamanın efendisi ve salgı bezlerinin bağımlısı kaypak münzeviler gibi iştahımıza boyun eğmişiz.(s.80)
- Düpedüz hayat nazarında, bizim hayatımız diye adlandırdığımız şey, yapay bir biçimde işlenen sözün yardımıyla durmaksızın modalar yaratılmasıdır; uyduruklukların bu hızlı çoğalması olmasa, son nefesimizi, içinde tarihi ve maddeyi yok edecek bir esnemeyle vermemiz gerekirdi.(s.102)
- Artık, “ben…im” lafını yüzüm kızarmadan söyleyemeyeceğim. Soluğun edepsizliği ve nefes almanın rezaleti, bir yardımcı fiilin suiistimaline bağladır…(s.103)
- Zihnin “mevsimleri” organik bir ritme şartlandırılmıştır; safdil veya kinik olmak “bana” bağlı değildir: Hakikatlerim ve coşkumun ve hüznümün sofizmleridir. Var olurum, hissederim ve ânın keyfince – ve kendime rağmen – düşünürüm.(s.106)
- …tarih – hareket halindeki aptallığı araştırma – …(s.107)
- Kusurlarından yararlanmayanları, eksikliklerinden çıkar sağlamayanları ve kayıplarıyla zenginleşmeyenleri haklı olarak hor görürüz; tıpkı insan olmaktan ya da sadece olmaktan acı çekmeyen her insanı hor gördüğümüz gibi.(s.107)
- Şiir, ele geçirilemeyen özünü ifade eder; nihaî anlamı her tür “güncelliğin” imkânsızlığıdır.(s.108)
- Şiir ve ümitlenme arasında tam bir bağdaşmazlık vardır; şair de yaman bir çürümenin kurbanıdır.(s.108)
- Mistiğin ya da bilgenin tersine, ne kendinden kurtulabilir ne de kendi saplantısının merkezinden kaçabilir: Vecdleri bile devasızdır ve felâket habercileridir. Kendini kurtarmayı beceremediğinden, onun için her şey mümkündür, kendi hayatı hariç…(s.109)
- Zira şair bir tahrip etkenidir, bir virüstür, kılık değiştirmiş bir hastalıktır ve harikulâde biçimde belirsiz olmasına karşın alyuvarlarımız için en vahim tehlikedir. Onun çevresinde yaşamak mı? Kanınızın inceldiğini hissetmektir bu; bir kansızlık cenneti düşlemek ve damarlarınızda gözyaşlarının aktığını işitmektir…(s.109)
- Zekânın cesareti ve kendi olma gözü pekliği, filozofların okulundan ziyade şairlerin okulunda öğrenilir. Onların “önermeleri” eski sofistlerin en tuhaf biçimde küstah sözlerini soluklaştırır.(s.110)
- Hakikatlerin ortasında kanaatsiz ve yalnız başına dolaşmak ne bir insanın ne de bir azizin işidir; ama bazen bir şairin işi olabilir…(s.110)
- Melankoli tarafından bir Vandal gibi, bensiz ben, hedefsiz yol alıyorum, bilmem hangi köşeye doğru… terk edilmiş bir tanrı, kendisi de tanrıtanımaz olan bir tanrı keşfetmek ve onun son şüphelerinin ve son mucizelerinin gölgesinde uykuya dalmak için.(s.111)
- Dünya tarihi: Kötülük tarihi.(s.113)
- Dolaylı caniler olan bizler, Zaman’ın hakikî özneleri karşısında, amaçlarına ulaşan büyük katiller karşısında cansız bir kütle, bir nesne yığını oluştururuz. Ama avunalım: Yakın ya da uzak döllerimiz intikamımızı alacaklar. Zira insanların kendilerinden tiksindikleri için birbirlerini boğazlayacakları, önyargılarının ve tereddütlerinin hakkından Can Sıkıntısı’nın geleceği, kana susamışlıklarını doyurmak için sokağa çıkacakları ve onca nesil boyunca sürmüş olan yıkıcı düşlerin harcıâlemciliği ânı tahayyül etmek zor değil…(s.113)
- En derinlerimizde, bütün diğer kesinliklerden üstün bir kesinliği muhafaza edelim: Hayatın anlamı yoktur, olamaz. Öngörmediğimiz bir vahiyle bunun aksine kanaat getirseydik, kendimizi hemen o anda öldürmemiz gerekirdi. Hava bir kaybolsa hâlâ soluk alırdık; ama yararsızlığın sevinci elimizden alınsa hemen soluksuz kalırdık…(s.116)
- Bir Yargı Günü olmaması, büyük bir iddialaşma fırsatımızın olmaması ne yazıktır! İnananlar: Ebediyet soytarıları. İman: Zamandışı bir sahne ihtiyacı… – ama biz inanmayanlar dekorlarımızla ölürüz; cesetlerimize vaat edilen debdebeye aldanamayacak kadar yorgunuzdur…(s.126)
- Zaman, kendini belli eden ve harekete geçen her şeyi bozulmaya tâbi tutar: Bir fikir ya da bir olay, güncelleşirken bir çehreye bürünür ve değer kaybeder. Nitekim varlıklar güruhu sarsıldığında, bundan Tarih türemiştir; onunla birlikte de, esinlediği tek saf arzu: Bitsin de nasıl biterse bitsin.(s.128)
- Tarih: İçinde büyük harflilerin, onlarla birlikte de onları tahayyül edip el üstünde tutanların çürüdüğü çerçeve.(s.128)
- Bütün ciğerlerden geçmiş olan hava artık kendini yenileyemez. Her gün yarınını kusar ve tek bir arzu hayalleyebilmek için boşuna çabalarım. Her şey bana yüktür: Sırtına Madde vurulmuş bir yük hayvanı gibi ayaklarım tutulmuş, gezegenleri sürüklerim. Ya bana başka bir evren sunulsun – ya da pes ediyorum.(s.131)
- Dünyaya çocuk getirme çılgınlıkları bir gün yok olacaktır – azizlikten ziyade bezginlikten. İnsan, kusursuzluğa yöneldiği için değil, kendini heder ettiği için tükenecektir; o zaman boş bir aziz’e benzeyecek ve tabiatın doğurganlığına, o tamamlanmışlık ve kısırlık örneği kadar uzak olacaktır.(s.134)
- Bilge açısından bakıldığında, azizden daha murdar bir varlık olamaz; aziz açısından bakıldığındaysa, bilgeden daha boş bir varlık olamaz. Anlayan insan ile talip olan insan arasındaki bütün fark buradadır.(s.138)
- Azizlik: Hastalığın en yüce ürünü.(s.141)
- Sağlık: Dine karşı kesin silah.(s.141)
- Tanrı’nın bile masumiyetini kaybetmeden bakamayacağı kalpler vardır.(s.141)
- Bütün bu pembe ve kansız keşişlere şöyle cevap veririm: “Boşu boşuna ısrar ediyorsunuz. Ben de semaya doğru baktım, ama hiçbir şey görmedim orada. Beni ikna etmekten vazgeçin: Bazı defalar Tanrı’yı tümdengelim yoluyla bulabilsem de, O’nu yüreğimde hiç bulamadım: Bulabilseydim de, sizi yolunuzda ya da yüz buruşturmalarınızda, hele o âyin ve akşam duası balelerinizde izleyemezdim. Esersizliğin nefasetini hiçbir şey aşamaz: Dünyanın sonu bile gelse uygunsuz bir saatte yatağımdan çıkmazdım: O zaman gecenin ortasında uykumu Belirsiz’in sunağında feda etmeye nasıl koşarım? Lütuf beni bulandırsa ve vecdler beni durmadan titretse bile, birkaç kinaye eğlenmeme yeterdi. Yok hayır, görüyorsunuz ya, dualarımda kıkırdamaktan ve iman yoluyla kendimi inanmazlıktan da fazla lânete uğratmaktan korkardım. Bu çaba fazlasını benden esirgeyin: Her halükârda omuzlarım göğü kaldıramayacak kadar bezginler…”(s.147-148)
- Hangi zengin ya da tuhaf fikir, bir uykucunun ürünü olmuştur? Uykunuz iyi mi? Rüyalarınız külfetsiz mi? Anonim güruhu kalabalıklaştırışınız. Gündüz, düşüncelere düşmandır; güneş karartır onları; ancak gecenin ortasında açılırlar.(s.152)
- Mutever olan tek bir neşeli doğru bulan çıkmış mıdır? İdrak melekemizin şerefini gündüz lâkırdılarıyla kim kurtarmıştır? Kendi kendine, “bildiklerim hüzün verici,” diyebilen kişi ne mutludur.(s.152)
- Yokluk fikri, emek veren insanlığa özgü bir şey değildir: Zahmet çekenlerin, kalıntılarını tartmaya ne zamanları ne de istekleri vardır; talihin sertliklerine ya da bönlüklerine boyun eğerler; ümit ederler: Ümit bir köle meziyetidir.(s.156)
- Gündüzleyin güneş marifetiyle bir balmımı gibi eriyorum ve geceleyin katılaşıyorum; beni paramparça eden ve beni kendime iade eden art ardalık; cansızlık ve miskinlik içindeki başkalaşım… Bütün okuduklarım ve öğrendiklerim buna mı varmalıydı? Uykusuz gecelerimin sonu bu mu?(s.163)
- Üçüncü şahısta yaşamak ve ölmek… içinde sürgün olmak, olmuş olduğum şeye hep kayıtsız kalan ismimden ayrı durmak… – madem ki hayata tahammül edebilmenin bedeli budur – nihayet cinnetin bilgeliğine ulaşmak…(s.169)
- Bütün aşağılanmalarımız açlıktan ölmeye karar veremememizden gelir.(s.171)
- Her şeyden ıstırap çekeceksinizdir, hem de ölçüsüzce: Esintiler size bora gibi görünecektir, dokunuşlar hançer gibi, tebessümler tokat, ıvır zıvır kıyamet gibi… – Şu ki, uykusuz geceler bitebilir, ama sizde bıraktıkları ışık sönmez: Karanlıklarda cezasız kalmadan görünmez, bunun öğrettikleri tehlikesiz bir şekilde derlenemez, güneşten artık hiçbir şey öğrenemeyecek gözler vardır, gecelere hasta olan ve bundan hiç iyileşmeyecek ruhlar da…(s.174)
- Değerler hiç birikmezler: Bir nesil ancak önceki nesilde yegâne olan şeyi ayaklar altına alarak yenilik getirir.(s.182)
- Hayatta da ölümdeki kadar yeteneksiz olduğumdan, kendimden nefret ediyorum, bu nefret içinde de başka bir hayat, başka bir ölüm düşlüyorum.(s.184)
- Hayat bize hiç nasip olmadı: Onun sarhoşu olduğum anlarda bile bütün sevinçlerimiz onun üzerinden taşmalarımızdan geliyordu; intikam alarak bizi alt tabakalarına doğru sürüklüyor: bir alt-yaşama doğru giden alt-insanların geçit törenine…(s.185)
Çürümenin Kitabı (Metis Yayınları, 6.Basım, 2019)
- Hayatında başarısızlığa uğramak şiire giriş yapmaktır – yeteneğin desteği olmadan. (s.9)
- Ölümü solumuş kişi için, Kelâm’ın kokusu ne perişanlıktır! (s.15)
- Zira acılarımız, ne yazık ki(!) bulaşıcı değildir. (s.19)
- Özgürlük mü? Afiyeti yerinde olanların safsatası. (s.23)
- İçimizde doğan her fikirle içimizdeki bir şeyler çürür. (s.24)
- Bana hemen yarın için Kıyamet Günü sözü veren çılgınlığımın o hayırseverliği olmasa, tek bir güne tahammül edebilir miydim? (s.25)
- Gerçek bende nefes darlığı yapıyor. (s.25)
- Zaman’a gösterdiğimiz ilgi, bir Tamiri İmkânsızlık züppeliğinden kaynaklanır. (s.32)
- Er ya da geç, her arzu, bezginliğine rastlamalıdır: hakikatine… (s.33)
- Zamanın bilinci: zamana suikast… (s.33)
- Canı sıkılmak, zaman çiğnemektir. (s.33)
- İster vicdan azabı tutkusundan olsun, ister duyarsızlıktan, bu dünyanın içerdiği azıcık mantığı kurtarmak için hiçbir işe girişmedim. (s.36)
- Düşmanlarımızı seçmeyi bırakıp elimizin altındakilerle yetinmeye başladığımız aman artık genç değiliz demektir. (s.47)
- Tanrı’sız her şey yokluktur; ya Tanrı? En üst yokluk. (s.49)
- İç âlemine dalma ihtiyacıyla Tanrı’ya yol verdim, son bir münasebetsiz’den kurtuldum. (s.50)
- Tanrı’dan kurtulup kendi içine düşmek niye? Leşi leşle ikame etmek niye? (s.54)
- Ümit etmek geleceği yalanlamak’tır. (s.54)
- Tanrı’ya gitmek için imana uğramanın gerekiyor olması ne yazık! (s.56)
- İki bin yıldır, İsa, bir kanepede ölmemiş olmanın intikamını bizden çıkarıyor. (s.64)
- Istırap arayışında, acıya canla başla sarılmada, şehitle rekabete girebilecek pek kimse yoktur, kıskançtan başka… Oysa biri göklere çıkarılır, öteki alay konusu yapılır. (s.69)
- Aşkta mutlu olsa, Âdem bizi Tarih’ten esirgerdi. (s.70)
- Metaforlardan sonra, ecza – büyük duygular böyle ufalanırlar. (s.71)
- Şairlikle başlayıp, jinekologlukla bitirmek! Bütün şartlar arasında en az imrenilir olan, âşıklığınkidir. (s.71)
- Nuh’ta geleceği okuma yeteneği olsaydı, gemisini hiç şüphesiz batırırdı. (s.77)
- İnsan deneyi tutmadı mı? Daha Adem’de tutmamıştı. (s.83)
Burukluk (Metis Yayınları, 5.Basım, 2019)
- Charron, Floransa’da on yıl içinde İsviçre’nin Graubünden kantonunda beş yüz yılda meydana gelenden daha çok çalkantı ve kargaşa meydana geldiğini belirterek, bundan bir topluluğun ancak zihni uyutmayı başarabildiği takdirde varlığını sürdürebildiği sonucunu çıkarıyordu. (s.13)
- İrade hiçbir zaman hiç kimsenin işine yaramamıştır, ortaya çıkardığımız en tartışmalı şeyler en değer verdiğimiz, uğruna en çok fedakârlık yaptığımız şeylerdir. (s.16-17)
- Kaderin ördüğü düğüm çözülemez; bu dünyada hiçbir şey bizim eylemlerimizin sonucu değildir. (s.19)
- Ermiş kişiyi birden zamandışılıkla karşı karşıya kalan bir tarihçi gibi tahayyül edebiliriz. (s.20)
- Veciz ifadeden daha iyi bir “medeniyet” göstergesi olabilir mi? Uzun uzadıya açıklamalar, ispatlama çabaları, hepsi harcıâlem üsluplardır. (s.22)
- Cambazlıklara alışmış zihinlerin, özellikle de ziyafete ya da ava hangi maksatla gidiyorsa ayine de aynı şekilde gidenlerin takdir edeceği bir nitelik değildi bu. İman sahibi olmanın icabı olan ağırbaşlılıktan nasiplerini almamışlardı; tek sevdikleri ve üzerinde titizlendikleri şey zarafetti. (s.26)
- …ama güler yüzlü namussuzların boş vermişliği namusluların gözaçtırmazlığına yeğ değil midir? (s.28)
- Öte yandan, bilincin fazlası bilinci artırsa da, yine meşum ama tersi yönde işleyen bir başka olgu, özgürlüğün fazlası, mutlaka özgürlüğü öldürür. İşte bu nedenle, hangi alanda olursa olsun, bir kurtuluş hareketi hem ileriye doğru bir adım hem de çöküşün fitilidir. (s.31)
- Bugünkü haliyle insanlığın, bütün ihtiraslarını, hatta yok olma ihtirasını dahi kaybedeceği bir can çekişme çağına maruz kalarak, bekleyiş içinde çürüyüp takatten düşmesi yerine şimdi silinip gitmesi kendi hayrına olmaz mı? (s.47)
- Okurun işini kolaylaştırmak istemek hatadır. Bundan ötürü siz müteşekkir olmayacaktır. Okur anlamaktan hoşlanmaz, yerinde saymayı, kuma batıp çıkmayı sever, cezalandırılmaktan hoşlanır. Ne dediği anlaşılmayan yazarların itibar görmesi de, ipe sapa gelmez laf yığınlarının kalıcılığı da bundandır. (s.65)
- Filozoflar hocalar için yazar; düşünürlerse yazarlar için. (s.65)
- Ağı bir insanla sohbet. Durmadan içimden “aslında vakit kaybı sayılmaz, insanlığın birkaç nesil sonra dönüşeceği türü yakından seyretmek de büyük şans” diye geçirip durmasam azap halini alabilecek üç saat… (s.66)
- Kitaplar yaraları kanırtmalı, hatta yeni yaralar açmalı. Kitap tehlike arz etmeli. (s.67)
- Bilim öncesinde doğanlara ne mutlu; yakalandıkları ilk hastalıktan ölüp gitmek gibi bir imtiyaza sahiplerdi! (s.68)
- Var olmak bir intihaldir. (s.72)
- Ölüm bir mükemmellik halidir, insanın erişebileceği yegâne mükemmellik. (s.74)
- Rüyada maktul olduğunu gördükten sonra uyumanın, katil olduğunu gördükten sonra uyumaktan çok daha kolay olduğunu kim bilir kaç kere tespit ettim. Katil için iyi bir not. (s.79)
- Her şey iyiye doğru gidiyor olsaydı, bundan yararlanamayacakların bozulan ihtiyarların hepsi gözü arkada kalarak ölürdü. Neyse ki, tarihin akışı en başından itibaren, en ufak bir kıskançlık duymadan, iç rahatlığıyla ölüp gitmelerine imkân veriyor. (s.83)
- Olmak, mahsur kalmak demektir. (s.88)
- Aile kurmak. Sanırım imparatorluk kurmak bana daha kolay gelirdi. (s.93)
- İspanya sınırında, çoğu İskandinav ülkelerinden birkaç yüz turist gümrükte bekliyor. Güçlü kuvvetli görünüşlü, büyük ihtimalle Portekizli ya da İspanyol bir kadına telgraf geliyor. Telgrafı açınca annesinin ölüm haberini alan kadın çığlığı basıyor. Ne büyük şans diye geçiriyorum içimden, kederini böyle anında dışarı boşaltmak. Afallamış gözlerle sahneyi seyreden şu ölçülü ve hallerinin tutsağı sarışınlarsa acılarını gizler, biriktirir, sonra günü birinde perişan halde soluğu psikanalistte alırlar. (s.109)
- “Sizin için dua edebilirim.” – Pekiyi. Tamam da, kim kulak verecek size?” (s.111)
- Yaşamın ortaya çıkışı? Geçici bir delilik, kötü bir şaka, elementlerin fantezisi, maddenin bir oyunu… Homurdanmakta bir parça haklı olanlar, bir kaprisin acınası kurbanları olan bireysel varlıklardır sadece. (s.112)
- Şark esinli bir kitapta, yazar huzurla dolu, “huzura doymuş” olduğunu ima ediyor. Buna nasıl eriştiğini bize tam olarak açıklamıyor sevgili beyefendi ve kolayca anlıyoruz niçin olduğunu. (s.113)
- Acı çekmemiş kimse bir varlık değildir; olsa olsa bir birey olabilir. (s.123)
- Bıkkınlık, sözü ve hatta aklı kullanmayı yitirecek denli bir bıkkınlık. Hayattaki en büyük başarım hala hayatta olmak. (s.128)
- Ebediyeti kavrayabilmemizin tek yolu ölümlü olan ve değer verdiğimiz her şeyi ortadan kaldırmaktır. Ebediyet yokluktur, varlığın hiçbir özelliğine sahip olmayan varlıktır, ne raddeye vardığı meçhul bir yoksunluktur, yani hiçtir, ya da olsa olsa hatırı sayılır bir kurgudur. (s.132)
- Ölüm bir çözüm yolu olmasaydı, faniler şöyle ya da böyle onu atlatmanın bir yolunu mutlaka bulurdu. (s.137)
- Gerçekleşme yolundaki her ütopya sinik bir rüyayı andırır. (s.154)
Parçalanma (Metis Yayınları, 3.Basım, 2021)

