Nizamül’l-Mülk

  • Saltanat küfür ile devam bulur; amma zulüm ve gaddarlıkla paydâr kalmaz. (s.15)
  • İşlerin adaletle yürümesi ve İslam kurallarının yürütülmesi için şu hikâyede geçen veçhile muhakkak bu mesele işin erbabına, bir hadime yahut hiç kimseden korkusu olmayan bir Türk’e emanet edilmelidir. (s.57)
  • Lokman Hekim şöyle der: “ Şu cihanda bana ilimden daha yakın bir dost bulunmaz. İlim hazineye bedeldir; zira hazineyi sen muhafaza edersin, ilim ise seni muhafaza eder.” (s.79)
  • Sultan Mahmud Kirman vali ve emiri olan Ebu İlyas’a şöyle bir mektup yolladı: “Irak’a ilerleyişimden maksat o havaliyi ele geçirmek değildi. Zira o vakitler Hindistan’ı zapt meseleleriyle boğuşuyorduk. Nihayet Iraklı Müslüman ahali, Deylemilerin kargaşa, zorbalık ve sapkınlıklar içinde olduklarını yollu mektuplar yazdı. Dediklerine göre bu sapıklar güruhu güzel buldukları bir kadını yahut tüysüz bir oğlanı gördükleri yerde yakalayıp, kaba kuvvet kullanarak ahlaksızca işler yapıyorlar imiş. Kadınlara yaklaşır gibi erkeklere sokuluyorlar imiş. Peygamberin ashabına fütursuzca küfürler yağdırıp, Hz. Aişe hakkında ileri geri konuşuyorlar imiş. İkta sahipleri reyadan iki üç kere vergi alıyorlar keyiflerince davranıyorlar imiş. Mecdü’d-devle dene şah kendisine şahinşah denilmesiyle kanaat edermiş ve dokuz nikahlı karısı varmış. Sapık mezhepli zındıklar, kasaba ve şehirlerde fütur etmeden cirit atıyorlar, yüce yaratıcı olan Allah’ı alenen reddetmeyi dillerine pelesenk ederek, namaz, oruç, zekat ve haccı külliyen inkar ediyorlarmış. Ne ikta sahiplerinin bu sapıkları zapt ü rapta kudreti, ne de yaptıkları zulüm ve zorbalıkta bir düşüş varmış. Vaziyetten bütün çıplaklığıyla haberdar olunca, bu meseleyi halletmeyi Hindistan seferime yeğleyerek ilk hedef olarak Irak’a yöneldim. Deylemiler ve zındıkların yeryüzünden köklerini kazısınlar diye pir ü pak itikatli, hali muhlis Müslüman, Hanefi mezhebinden Türkleri saldım. Bu askerler bir bazısını kılıçtan geçirdiler, bazısını zincirlere vurarak zindanlara tıktılar, bazısı çil yavrusu gibi dağılarak evlerinden barklarından oldular. Boşalan görevlere Rafizi, Harici ve Batınilerin can düşmanı olup, Türkler gibi ehl-i sünnet olan Hanefi ve Şafii mezhebinden Horasan hacegan ve mutasarrıflarını getirdim. Iraklı katiplerin alayının o sapkın güruhtan olup Türklerin işini bozduklarını bildiğimden ötürü, onların hiçbirinin divan işlerinde kalmasına müsaade etmedim. Bu siyasetle Irak mülkünün defterini, Tanrı azze ve cellenin tevkifiyle kısa bir müddet zarfında dürdüm ve dahi Hakk Teala bizi yeryüzünde fesadın kökünü kurutmak, barış ehlini koruyup gözetmek, adl ü ihsanla cihanı abad etmek içün yaratıp cümle halka memur kılmıştır. Yeri gelmişken, Kuç u beluç kavminden başıbozuk ve eşkıyadan bozma bir tayfanın Deyr-geçi kervansarayında yol vurup yağma eyledikleri kulağıma geldi. Onları derdest edip, çaldıklarını alarak ipte sallandırmanı yahut zincirlere vurarak, gasp ettikleri mallarla beraber Rey şehrine yollamanı istiyorum. Ne cüret ve kudretle Kirman’dan kalkıp benim illerime vararak yol vurup yağma yaparlarmış. Kaldı ki Kirman bize Sümenat kadar uzak değildir. Şol buyurduklarım yapılmaz ise üstünüze ordular salarak Kuç u beluç’un intikamını burnunuzdan fitil fitil getiririm.” (s.87-88)
  • Elçileri yollamakta irili ufaklı yüzlerce niyetleri vardır. Örneğin ordusunun aşıp aşamayacağını anlamak ve için yolların, geçitlerin ve nehirlerin vaziyetinden haberdar olmak, atların yemleyeceği yerleri tespit etmek, ilgili yere tayin edilen memurların kim olduklarını teşhis, söz konusu padişahın ordusundaki asker sayısını, levazımat ve teçhizatının miktarını, sofra ve meclisinin niteliğini, dergahının tanzim şeklini, çevgan ve av ile arasının olup olmadığını, huyu suyunu, ihsan ve gayretini, kılık kıyafetini, davranışlarının nasıl olduğunu, zalim yahut adil, genç yahut yaşlı mı olduğunu, illerin mamur mu yoksa bakımsız mı olduğunu, ordusunun kendisinden razı olup olmadığını, raiyyetinin zengin mi fakir mi olduğunu cimri mi cömert mi olduğunu, işlerde ihmalkar mı itinalı mı olduğunu, vezirinin liyakati, takvası, sipah-salarlarının tecrübeli ve savaş deneyimi geçirmiş olup olmadıklarını, nedimlerinin hoş-eda ve işlerinin ehli olup olmadıklarını, bu padişahın nelerden haz nelerden nefret ettiğini, şarap tesiriyle şen şakrak ve hoş sohbet olup olmadığını, işlerinde dini emirleri gözetip gözetmediğini, şefkat ve himmet sahibi olup olmadığını, şuurlu yahut ebleh olup olmadığını, nüktedan yahut resmi olup olmadığını, oğlanlara mı kadınlara mı düşkün olduğunu öğrenirler. (s.134)
  • Ordunun katışıksız tek bir ırktan teşkil olması tehlikeler doğurur. Orduda her soydan asker bulunması için çaba sarf edilmelidir. (s.143)
  • Tek itaatkar köle bin evlattan evla ve makbul / Evlat, baba ölsün isterken bir yaşasın der kul. (s.167)
  • Eğer taleplerini bizzat kendileri vasıta olmaksızın iletebilirlerse bu durumda üstlerine ihtiyaç duymayıp onlara hürmette kusur ederler. (s.175)
  • Cimri ve nankörler iki cihanda da kınanmıştır. (s.188)
  • Hayır işinde seri olmak dışında bütün işlerde temkin ve sükunet takdir olunmuştur. (s.197)
  • Bir evde varsa dü zen; olmaz o evde düzen / İki avrat varsa süpürülmemiş kalır hane / Hele iki reis varsa hane mane virane. (s.230)
  • Peygamber aleyhisselam şöyle buyurur: “İşlerinizde kadınlarla istişare ediniz; doğru yapmak için onlar işin nasıl yapılması gerektiğini söylüyorsa tam tersini yapınız.” Eğer kadınların aklı tam olaydı peygamber aleyhisselam onların dediklerinin aksi istikamette hareket ediniz buyurmazlardı. (s.259)
  • Tahtını göğe kurarsan meşhur / Kuşağında yıldızlar olursa dillere destan olursun. / Söz söyleyeceksen güçlü ve etkili sözler söylemeye çalış / Meşhur olmak için çileye katlan ki meyvesi tatlıdır. (s.342)
  • Hükümdar düşmanlarla sonrasında barış olacağını hesap ederek savaşmalı; savaşı göz ardı etmeyecek şekilde barışlara girişmeli; dostlarla da koparılması mümkün bir bağ ve bağlılık kurulabilecek bir ayrılık yolunu tercih etmelidir. (s.344)

    Siyasetname (İş Bankası Kültür Yayınları, 15.Basım, 2020)

Yorum bırakın