Stefano D’Anna

  • Mea Culpa, her şey benim hatam, evrende yaşamakta olan başka hiç kimsenin hatası değil, tek sorunlu benim anlamına geliyor. Bu, sorumluluk düşüncesinin en net ve en güçlü ifadesidir. Sınırsız enerjinin sırrına sahiptir. (s.12)
  • Bağımlılık, düşün eksikliğidir. Bağımlılık, özgürlükten yoksunluğu ve yaşamda vazgeçişi gizlemek için insanların taktıkları maskedir. (s.23)
  • Bir gün artık çalışması gerekmeyen, sadece düşlemeyi bilen bir toplum olacak, düşleyecek kadar zengin ve düşlediği için ebediyen zengin kalacak bir insanlık. (s.23)
  • Her şey burada ve andadır! Her insanın yaşamında, geçmiş ve gelecek daima birlikte hareket etmektedir. (s.36)
  • Kendini gözlemleme, insanın, dünyanın yürüyen bantlarına kendisini nelerin bağladığını görmesini sağlar; eskimiş fikirler, suçluluk duygusu, önyargılar, gerginlikler, felaket beklentileri… Bu bir kopma, sahte uykudan çıkma ve yeniden uyanış eylemidir… (s.37)
  • Her insanın içinde taşıdığı kaos yani kendi cehennemi; dünya üzerinde çatışma ve ayrımcılık, ya da ırklar, ideolojiler ve inançlar arasındaki savaşlar formunu alarak yansır. (s.41)
  • Bir kişi yaşamındaki olayları değiştiremez, yalnızca onları göğüsleme biçimini değiştirebilir. (s.42)
  • Okul, çokluktan bütünlüğe, çatışmadan uyuma, kölelikten özgürlüğe doğru bir kuantum sıçrayışıdır. (s.56)
  • Biz ancak ne olduğunu görebiliriz! Bir azizle karşılaşsa, hırsızın gözü daima onun cebinde olacaktır. (s.58)
  • “Uyku, sizi hem akılca hem de bedence güçsüzleştirir,” der ve İrlandalılara özgü şakacılığıyla eklerdi, “Uyku yalnızca kötü bir alışkanlıktır.” (s.64)
  • Ölümün yenilmez olduğuna inanmak da bizi öldürür. Onun kaçınılmaz olduğu inancı ise gerçek bir katildir. (s.77)
  • Bir girişim, ancak kurucusunun görüş ve ilkeleri kadar canlı, zengin ve uzun ömürlü olabilir. (s.80)
  • Hep aynı olaylarla karşılaşıyorsun, çünkü sende hiçbir şey değişmiyor. (s.81)
  • Daha az öl ve ebediyen yaşa. Daha az ye, daha çok düşle. Daha az uyu, daha çok nefes al. (s.98)
  • Bir savaşçı, bir anlığına bile olsa kendisine dışarıdan gelecek bir yardıma inanacak olsa, o anda kendine olan yıkılmaz inancını kaybeder. (s.105)
  • Dünya çiğnediğin bir sakız parçasıdır, dişlerinin biçimin alır. (s.116)
  • İştahsız insanlar hasta değillerdir, onlar daha gelişmiş ve daha uzun yaşayan insanlığın öncüleridir. Onlar, ölüm dağıtan sektöre karşı gerçek başkaldıranlardır. (s.130)
  • Düş + Zaman = Gerçeklik. (s.133)
  • İleride bir gün bu açıklamaların ışığı altında ekonomi ve iş idaresi alanlarında yapacağım bir araştırmanın sonucunda, bir kişinin finansal kaderinin bile kendi fiziksel mükemmelliğine, bedeninin sağlığına bağlı olduğunu ortaya çıkaracaktım. (s.141)
  • Yeryüzünde hiç kimse seni düşmanından daha çok sevemez. (s.151)
  • Gerçek insan hiçbir felsefeye, ideolojiye veya dine bağlı değildir. Gerçek düşleyenin hiçbir etiketi yoktur. Herhangi bir şeye ait olmaz, sınırlandırılamaz. O, antagonistin sadece limitlerimizi aşabilmemiz için geldiğini bilir. Ortaya çıkan açık seçik her engeli, karşı duran her zorluğu kutsamasının nedeni de budur. Bir gün bahçede yürürken bir dikene basacak olursanız, teşekkür etmeyi sakın unutmayın. (s.162)
  • İnsanın asıl hastalığı, hep “yuvadan uzakta”… “kendisinin dışında” olmasıdır, onun için, içsel bir dünya yoktur. O, dış dünyayı tapınılacak bir ilah, hayranlık duyduğu ve bağımlı kalmak zorunda olduğu bir saplantı haline getirmiştir. (s.169)
  • Yaşamda yenilgi diye bir şey yoktur, sadece sonuçlarının getirdiği etkiler vardır. (s.174)
  • Endişelenmek, şüphelenmek ve ıstırap çekmek düşten yoksun, sevgiyi bilmeyen insanların işidir ki, bu durumlar, mantık ve boş inanışlar dünyası tarafından hipnotize edilen kişilerin günlük takip ettiği rutin işleridir. Endişelenmek, şüphelenmek, korkmak ve ıstırap çekmek dağılmış bir psikolojinin belirtileridir… aynı zamanda, Oluş’taki bir çatırdamanın göstergesi ve olaylar dünyasında bir süre önce başlayan felaketlerin, başarısızlıkların ve yenilgilerin ilk habercileridir. (s.176)
  • İnanmak ile görmek bir ve aynı şeydir. Zaman içinde, inandığın ve düşlediğin her şeyin gerçekleştiğini göreceksin. (s.178)
  • Dünya bir parça sakız gibidir. (s.179)
  • Var olmadığını fark ettiğin anda var olursun. (s.186)
  • Ancak sorumlusu olduğun kadarına sahip olabilirsin. (s.187)
  • Gerçek cesaret, kişinin kendi yalanı üzerinde kazandığı bir zaferdir. (s.188)
  • Bağımsız ve özgür ol! Bir asi ol! / Bir asi kimseye bağımlı değildir. / O kendi eşsizliğine saygı duyar. Onun tek var olma nedeni, düş’ünü gerçekleştirmektir. Yaşamını ve tüm enerjisini bu amacına adar. / Hem düşleyip hem de bağımlı olamazsın, Ama hem düşleyip hem de hizmet edebilirsin. / Hizmet etmek bağımlı olmak demek değildir… / Hizmet etmek, hem kendi yaşamını, hem de başkalarınınkini yönetmektir… / Bu seven kişinin işidir. Yalnızca sevenler hizmet edebilirler. / Sevmeyenler ise sadece bağımlı olabilirler! (s.197)
  • Diğer tüm Ortadoğu ülkelerinde olduğu gibi Kuveyt’te de işler, büyük ailelerin güdümündeydi. (s.201)
  • Bir insanın cenneti araması gerekmez. Onu hak etmek için herhangi bir şey yapması gerekmez. Öğrenmesi gereken tek disiplin, cehennemini, yani anlayışsızlığını yok etmektir. (s.208)
  • Korku, içindeki ölümdür. (s.218)
  • Kahramanlık, meydan savaşlarında değil, tek başınalıkta, kendini fethederek, kazanılan insanlık merdivenindeki bir basamaktır. (s.219)
  • İnsanlık, ancak hiç ile sonsuz zaman arasında asılı duran an’ı yöneterek kaderini biçimlendirebilir ve olayları üstün bir düzende yaratabilir. (s.224)
  • Her şirkette ve her organizasyon piramidinde, sorumluluk düzeyi düştükçe, daha fazla planlama yapmaya gerek duyulur. Daha önemsiz rolleri oynayanlara doğru inildikçe, her dakikayı planlamak, daha kesin hedefleri belirlemek ve icra etmek daha gerekli bir hal alır. Orada, karar alma sürecindeki tüm ritüeller titizlikle takip edilir ancak bu kadın ve erkekler tarafından gerçekleştirilen hiçbir şey yoktur. (s.235)
  • Kitlelerin gelişmesi olanaksızdır! Ne bir devrim, ne de bir ideoloji bunu başarabilir. Kaçış, pek az sayıdaki birey içindir. Sadece insanın kendisi bu kaçışı gerçekleştirebilir. (s.236)
  • Sen ancak kendin için bir şeyler yapabilirsin! Onlar sensin!.. Senin kendi değişimin, tüm insanlığın başka bir biçime dönüşmesine neden olacaktır. Çektikleri bu ıstırabın sona ermesini ve insanoğlunun değişmesini istiyorsan, kendini iyileştir! (s.237)
  • Özgürlük, senin bunca zamandır taktığın bütün maskelerine mal olacaktır. (s.256)
  • Dünyanın ekranına yansıtılan ve tüm dehşet, zulüm ve şiddet olarak ortaya çıkan şey, içimizdeki suç işleme eğilimi taşıdığımızın bilinçsizliği, Oluş’umuzda görmezden geldiğimiz bu gölgedir. (s.266)
  • Gruplar ve kişiler arasındaki bölünmelerle, yararsızlık ve hoşnutsuzluk içeren duygularla, büyük acılar ve yoğun arzular hissedilen durumlar, endişe, belirsizlik ve öfke yaratan tüm bu koşullar için yüksek miktarda enerji, boşa harcanmaktadır. (s.275)
  • Kötülük, zorba olmak değil, zorba olduğunu bilmemektir. Şiddet göstermek, çatışmacı bir zihniyetin yansıması ve kişinin kendi içindeki intiharının sonucudur. (s.285)
  • Olaylarla koşullar bizi iyileştirmek için gelmezler; onlar kim olduğumuzu bize göstermeye yarayan semptomlardır. Gerçek iyileşme ancak içeriden gelir. (s.287)
  • Hiçbir politika, din ya da ideoloji, toplumu dışarıdan dönüştüremez. Sadece bireysel bir devrim, yeni bir ruhsal doğuş, her bir hücrede ve her bir insanda Oluş’un iyileşmesi bizi daha refah içinde, daha akıllıca, daha gerçek ve daha mutlu bir uygarlığa doğru yönlendirebilir. (s.287)
  • Geçmişte olanları değil, ileride olanları anımsamalıyız! Dikey hafızanın geliştirilmesi gerekiyor, tarihin düzlemine dikey inen bir zihin. İnsanın Oluş’unu yükseltmek gerekiyor… Dünya yaratılmamıştır… dünya yansıtılmıştır… İyileşmek için zamanı seçtin, oysa zaman ıstırabın ta kendisidir… (s.294)
  • Yeryüzünün dini, bölünmedir! İnsanoğlunun her şeyin üzerinde hürmet ettiği ilahi varlık her zaman aynı olmuştur: Korku! (s.311)
  • Sürekli çalışarak, endişelenerek, derdine dert ekleyerek intihar etmekte, zamanın bir kölesi haline gelmektedir. (s.318)
  • Gerçek bir okul, düşlemeyi engelleyen her şeyi ortadan kaldırır. Gerçek bir okul, gençlere yanlış ve yararsız kavramları dayatmak yerine, onları bağımlı insanların gettosuna kapatan korkularından, boş inanışlarından ve hipnotik uykularından kurtarır. (s.322)
  • Bir çocuğun özgünlüğüne zarar vermek, onun düşlerine çırptığı kanatlarını kırmak, bugün içine düştüğü durumu göremeyecek kadar kör ve bedelini toplumsal binlerce sorunla ve sonun felaketler ekonomisiyle ödeyen günümüz insanının ahlaksız tutumundan başka bir şey değildir… (s.323)
  • Dünya ve diğerleri, senin zaman içinde dağıtılmış hallerindir. Birini sevmek, kendinden bir parçayı sevmektir, küçülmek…parçalanmak demektir. Sevgi (a-mors), ölümün yokluğu demektir. Sevmek, kişinin kendisini özünde sevmesi, kendisine verebileceği her türlü zararı ortadan kaldırması anlamına gelir. Sadece bütünlük sevebilir. Ve ancak tüm görkemiyle varoluşun bütün olan hali sevgiyi içine alabilir. (s.327)
  • Gerçeklik = Düş + Zaman. (s.336)
  • Kötülük, henüz aşılmamış dünkü iyiliktir. (s.349)
  • Mükemmellik yolunda ilerleyen sorumlu bir insanın dünyasında sadece kendini; dünyayla olan vasatlığını, yalanını ve özdeşliğini yenmek için yer vardır. (s.373)
  • Tiyatro, yalnızca bir fiziksel bir mekân değil, bir Oluş hali, insanın en yüce becerilerinin uyum içinde sergilendiği, düşünce ve nefesin bir birleşimi olan sözün, hareketle birleştiği psikolojik bir alandır. (s.376)
  • Dikkatini varacağın hedeften ayırmamayı öğren… Farkında ve kusursuz ol, yolundan sapma… Bir noktanın üzerine asla sapmayan bakışlarıyla veya zihinleriyle kenetlenebilen kişiler, her şeyin üstesinden gelebilirler! Onların her zaman vuracakları bir hedefleri vardır. Hedefini kaçırma. Sapmak, tek ve gerçek kusurdur. (s.385)
  • Gerçekte, ölüm yoktur. Bizler ebediyen yaşamak için yaratıldık! Bir insanın mutlak gücünün en kesin kanıtı, olanaksız olanı gerçekleştirme gücüdür: Ölümünü… Beden yok edilemez. Yalnızca iradenin yokluğu, isteksiz bir niyet, bilinçsiz bir kudret onu yok edebilir. Ölüm, ölümsüzlüğün arkadan görünüşüdür! (s.391)
  • Yeni okullara ihtiyacımız var. Çözüm üretebilme becerisine sahip bireylerin, vizyon sahibi aydınlık insanların ve pragmatik düşleyenlerin yetiştirilebilmesi için okullara ihtiyacımız var. (s.392)
  • Dış dünyadan gelen her saldırı, gerçekten anlamak ve değişmek isteyenler için çok değerli bir armağandır. En acımasız olanı dâhil, her zarar veren saldırı, sadece, kendi kendine düşleyip eyleme geçirdiğin bir iyileşme süreci olarak meydana gelebilir. (s.393)
  • Sanayi piramitlerinin ötesinde, finans gökdelenlerinin dışında, bütün gördüklerinin ve dokunduklarının ötesinde, insanlığın fethettiği yararlı, güzel ve doğru olan her şeyin ötesinde, her kuruluşun ve her bilimsel başarının kökeninde bir insanın, tek bir kişinin düşü vardır. Nefesini bireye ve onun yetiştirilmesine yönelt! Dikkatini verdiğin her şeyin merkezine onu koy! Kitle bir hayalettir. Her şeyden ve her olaydan etkilenen bir düzenektir. Ne inancı, ne iradesi vardır. Bir şey yaratmayı bilmez. Zaten bugüne kadar yarattığı bir şey de yoktur. Onun işlevi, varoluş nedeni, yıkmaktır. Birey ve kitle aynı gerçeğin iki farklı yüzüdür, aynı motorun iki pistonu gibidir. Birey gerçektir ve en güvenilir kişidir. (s.395)
  • Ayrım gözetmeksizin herkese dışarıdan empoze edilen kitap vari bir bilgi özün boğulmasıdır, sahtedir ve yanıltıcıdır. Bilmek, dikey hafızaya giden dönüş yolculuğudur. (s.405)
  • Şu ana kadar bütün ekonomik sistemler, varlığını sürdürebilmek adına insanların temel ihtiyaçları olan yiyecek, barınak, giyecek ve çoğalma ile ilgilendiler. Gelecek on yılların ekonomisi, hayatta kalmakla değil, ölümsüzlükle ilgilenecektir. (s.409)
  • Gerçek eğitim her türlü hipnotizmadan, bağımlılıktan ve batıl inançtan bağımsız olmalıdır. Gerçek eğitim, kişinin iç çatışmalarından kurtulması anlamına gelir. Bu görüş, dünyayı düşmanlıklardan, çatışmalardan, şiddet ve savaşlardan kurtararak özgürleştirecektir. (s.410)
  • Amanzio: Öyleyse insan Tanrı mıdır? / Lupelius: Hayır! Ondan çok daha fazlası! Kendisine hizmet eden bir Tanrı’sı var. / Amanzio: Bu ne demek? / Lupelius: Bu demektir ki, arzu ettiğin her şeyi ondan talep edebilirsin… Sınırsızca sana itaat edecek, her isteğini yerine getirecektir. Tanrı iyi bir hizmetkârdır ancak iyi bir efendi değildir. O, hizmet etmeyi sever… O, sevmeyi sever… (s.414)
  • Kendilerini ateist olarak adlandıran bu insanların Tanrı’yı ortadan kaldırma girişimleri, aslında kendilerinin bile bilmediği, içlerindeki ölüm korkusunu koparıp atma girişimidir. Öyle bir korku ki, onlara diğerlerinden çok daha fazla hâkim olup, acı çektiriyor. İçsel birliğe erişememiş sıradan insanlar için inanmak ve inanmamak aynı yalandır. Ateist, ilk önce ilahi gücü kendi dışına taşımış, daha sonra da onun varlığını reddetmiştir. Bu sebeple, ateizmin ölümcül günahı Tanrı’ya olan inançsızlığı, onun varlığını reddetmesi değil, kendine olan inançsızlığı olmuştur. (s.416)
  • Kaynağı senin dışında olan her çeşit ilke ve inanç seni yalancılar ordusuna kaydederek yalancılık öğretisinin bir takipçisi yapacaktır. (s.417)
  • Sadece kendi korkuları ile yüzleşmeye zorlananlarla, kendi acizlik ve eksiklikleri üzerine düşünmeye katlanabilecek olanlar başarılı olabilir. (s.420)
  • Dışarıda karşılaştığın engeller senin içindeki sınırlardır. / Tam ol, bir bütün! / Sahip olduğun her şeyi düş üzerine yatır, tüm bahisleri düş üzerine oyna. / O zaman bankanın taahhüdünde sınırların olmadığını göreceksin. (s.431)
  • Oluş’un gıdası niyet. / Aklın gıdası sükûnet. / Bedenin gıdası oruçtur. (s.435)
  •  İçinde ölmeye son verdiğinde, artık senin dışında bir zaman olmayacak…öyle ki bu dışsal zaman hayatın üzerine bir tempo oluşturuyor, yaşlanıp hastalanmana ve ölmene sebep oluyor. İçinde ölmekten vazgeçtiğinde, gerçek hayat seni aşarak varlığının tüm atomlarını işgal edecek. Yüzlerce problemin çözülmesi değil, sadece senin çözülmen gerekiyor. Gerçek zafer, çözüm bir tane: kendine geri dönmek! Bütün, tam ve eşsiz olmaya geri dönüş. Bir savaşçı, bütünlüğünün tek bir atomunu bile kaybetmeyi göze alamaz, o sadece bütün olabilir. Kendini tüm kuvvetinle iç dünyanda sev, böylece dünyadaki her şey kusursuz olacak. Her şey derken, geçmişi de içine alan her şey, senin bakış açını üstlenerek kusursuzca senin tasvirinde yaratılacak. (s.442)
  • Düş, var olan en gerçek şeydir. Düşlemek, var olan en gerçek şeydir. Onun zamandan bağımsız eylemi, yıllarca arzuladığın fakat sahip olamadığın her şeyi yaratacaktır. (s.443)

    Tanrılar Okulu (Sinedie Yayınları, 2015)

Yorum bırakın