George Sand

  • Belki de bir adamın başına gelebilecek en büyük felaket çok genç yaşta kendini parlak bir pozisyonda bulmasıydı. Kadınların gözdesi haline gelmek, kaba rakiplerin aptalca kıskançlıklarına maruz kalmak; tüm bunlar deneyimsiz bir ruhu baştan çıkarmak ve acemi yargılara kaptırıp bozmak için yeterliydi. Lionel sevilmenin mutluluğunu fazlaca tadarak ruhunu en ince ayrıntısına kadar tüketmiş, tutkuları çok erken yaşta tecrübe ederek asla derin bir tutkuya kapılamayacak hale gelmişti. Erkeksi ve yakışıklı yüz hatlarının, genç ve güçlü dış görünümünün altında, bir ihtiyarınkini andıran soğuk ve yıpranmış bir yürek yatıyordu. (s.21-22)
  • Dağlarda fırtınanın sesinden daha güzel ve daha heybetli bir şey yoktur. (s.48)
  • Zavallı ben, benim yeryüzündeki görevim neydi? Yalnızca süslenip püslenmek, kendimi göstermek ve can sıkıntısı. Duygularım yoktu, pişmanlık duymuyordum, korkularım yoktu; koruyucu meleğim bana göz kulak olmak yerine uyuyordu. Meryem Ana ve iffetli kalma sırları, benim için teselli edici ve şiirsel olmaktan uzaktı. İlahi bir korunmaya hiç ihtiyaç duymuyordum: tehlikeler beni etkilemiyordu ve aslında övünmem gereken bu durum nedeniyle kendimi hor görüyordum. (s.59-60)
  • Tüm diğer insanlardan farklı bir topraktan yaratılmış olduğumu iddia etmiyorum tabii ki. (s.63)
  • İtiraf etmeliyim ki bu tutkuya karşı koymak yerine, kendimi ona açgözlülükle ve derin bir zevkle teslim ediyordum. Bu tutku, bana yeni bir hayat vermişti, bana sonunda tanımak ve hissetmek istediğim her şeyin kapısını açıyordu; öyle ki beni bir kadın yapıyordu. (s.71)
  • Hayaller ve hüsran! Bu delice tutkuya gücüm yetmedi. Karanlıkta kaldım, daha da kötüsü, başarının yanından geçtim, onu elimden kaçırdım. Kendimi yüce hissediyordum ama beni tozların arasına süpürdüler; ulviyete eriştiğimi sanıyordum, beni gülünç duruma düşürdüler. Kader, ölçüsüz hayallerimi ve tutkulu ruhumu bir sinek gibi ezdi! Ben çok bedbaht bir adamım! (s.84-85)
  • Bu hüzünlü ve teselli edici düşünceyi kimse elimden alamaz; yani, ikimiz de aynı toplumsal sınıfta doğmuş olsaydı, rakiplerim kim olursa olsun, ne kadar vasat biri olursam olayım sizi elimden kaçırmazdım. O zaman gerçeği teslim etmeniz gerekirdi; yani bende onların servetleri ve unvanlarından daha yüce bir şey olduğu gerçeği: sizi sevme gücü. (s.85)
  • Önümde diz çöktü. Ona elimi uzatmaktan kendimi alamadım. O kadar ürkek, o kadar itaatkâr görünüyordu ki! Bir kadının önünde çekingenleşecek kadar vurgun bir adam… O zamanlar böylesi zor bulunuyordu! Üstelik otuz beş yaşında bir adam, bir tiyatrocu! (s.92)
  • Ruhun mucizelerini anlamayanlar hiç âşık olmamış demektir. (s.92)
  • Tutkunun ortaya çıkarabileceği ne kadar nezaket, ne kadar ağırbaşlılık, ne kadar incelik ve ne kadar coşku varsa hepsini onun sözlerinde, sesinde, gözlerinde, okşamalarında ve teslimiyetinde gördüm. (s.93)

Lavinia (Can Yayınları, 1.Basım)

Yorum bırakın