- Bir şair her şeyin üstesinden gelebilir, başka hatası dışında. (s.11)
- …taklit hakaretin en samimi halidir. (s.17)
- Yaşamanın amacı bir sanat eseri olmaktır. (s.18)
- Kendini suçlamanın konforlu bir yanı vardır. Kendimizi suçladığımızda başka hiç kimsenin bizi suçlamaya hakkı yokmuş gibi gelir. Günahlarımızı bağışlayan itiraftır, rahip değil. (s.24)
- İnsan ya bir sanat eseri olmalı ya da bir sanat eseri giymelidir. (s.29)
- Modern suçun anası günah değil, açlıktır. (s.40)
- Bir centilmenin ilk görevi hayal kurmaktır. (s.43)
- Telefonun değeri iki insanın birbirine söyleyecekleri kadardır. (s.54)
- Yalnız sıkıcı insanlar kahvaltıda parıldar. (s.60)
Yalnız Sıkıcı İnsanlar Kahvaltıda Parıldar (Can Yayınları, 4.Basım)
- Siz ressamlar ne tuhaf adamlarsınız! Şöhret için elinizden geleni yaparsınız, sahip olur olmaz da ondan kurtulmak istersiniz. Bu da çok aptalca, zira dünyada insanın isminden söz edilmesinden daha kötü olan tek bir şey vardır, o da kimsenin ondan bahsetmemesidir. (s.13)
- Hayatın amacı insanın kendisini geliştirmesidir. Her birimiz bu dünyaya doğamızın gerektirdiklerini eksiksiz olarak gerçekleştirmek için geldik ama günümüzde insanlar kendilerinden korkar oldular. Görevlerin en yücesini, yani insanın kendisine karşı olan, kendine güvenmekle ilgili görevini unutmuş durumdalar. Hayır işleri yaptıkları bir gerçek. Açları doyuruyor, çıplakları giydiriyorlar ama kendi ruhlarını aç ve çıplak bırakıyorlar. (s.35)
- Geçici bir heves ile ömür boyu süren tutku arasındaki tek fark, geçici hevesin biraz daha uzun ömürlü olmasıdır. (s.44)
- Sevgili çocuk, asıl sığ olanlar hayatlarında sadece bir kez seven insanlardır. Onların sadakat ya da vefa dedikleri şeyleri ben alışkanlığın verdiği miskinlik ya da hayal gücü yoksunluğu olarak tanımlıyorum. Düşünsel hayat için tutarlılık neyse, duygusal hayat için de sadakat odur, yani en basit terimiyle başarısızlığın itirafıdır. (s.80-81)
- Büyük bir şair, ama gerçekten de büyük bir şair tüm yaratıkların içinde en şiirsel olmayandır ama alt düzeyde olanlar fevkalade büyüleyicidirler. Kafiyeleri ne kadar berbat olursa, göze o kadar pitoresk görünürler. İkinci sınıf sonelerden oluşan bir kitap bastırmış olmak bu adamları oldukça dayanılmaz kılar. Onlar yazamadıkları şiirleri yaşarlar. Diğerleri is yaşamaya asla cesaret edemedikleri şiirleri yazarlar. (s.91)
- Çocuklar ebeveynlerini sevmekle başlarlardı işe ve büyüdükçe onları yargılar ve arada bir de bağışlarlardı. (s.105)
- Bana kalırsa, evliliğin en büyük sakıncası insanı bencillikten uzaklaştırmasıdır zira bencil olmayanlar renksiz kişilerdir. Bireysellikten yoksundurlar onlar. (s.116)
- Korkarım ki kadınlar gaddarlıktan, hem de katıksız gaddarlıktan her şeyden fazla hoşlanırlar. Onların harika ilkel içgüdüleri vardır. Biz onları özgür kıldık ama onlar buna rağmen hâlâ efendilerini arayan köleler olarak kalmayı tercih ediyorlar. Birilerinin onlara hükmetmesine bayılıyorlar. (s.158)
- Ama maddi varlıkların kaderi ne kadar da farklıydı! Nerelerdeydi şimdi onlar? Tanrıça Athena’nın keyfi için buğday tenli kızlara işlettiği ve üzerinde tanrıların devlere karşı savaştığı safran renkli o devasa pelerin nerelerde kalmıştı? Ya Nero’nun Roma’daki Kolezyum’un bir ucundan diğer ucuna gerdirdiği ve üzerinde yıldızlı gökyüzünün ve altın yaldızlı dizginleri olan kısrakların çektiği iki tekerlekli bir savaş arabasını süren Apollo’nun bir betimlemesi olan mor renkli o devasa yelken nereye gitmişti? Güneş Rahibi’nin siparişi üzerine dokunan ve insanın bir şölende bulmayı umduğu her türlü yiyecek ve içeceğin resimlerinin işlendiği o ilginç peşkirleri, Kral Chilperic’in üç yüz tane altın arının işlendiği tabut örtüsünü, Pontus Piskoposu’nun öfkesini çeken ve üzerinde ‘aslanların, panterlerin, ayıların, köpeklerin, ormanların, kayaların, avcıların ve bir ressamın doğadan yararlanarak çizebileceği bilimum diğer şeylerin’ resmedildiği harika kaftanları ve Orleans Dükü Charles’ın bir zamanlar giydiği ve kollarında ‘Madame, je suis tout joyeux’ diye başlayan ezginin sözlerinin altın sırmayla nakşedildiği, o dönemlerde kare şeklinde yazılan notların ise dörder inciyle kollarında işlendiği o ceketi görmeyi çok arzuluyordu. Rheims Sarayı’nda Burgonya Kraliçesi Joan için hazırlanan ve ‘tamamı altın sırmayla olmak üzere, kanatlarında kralın armasını taşıyan bin üç yüz yirmi bir papağan ve yine kanatlarında kraliçenin armasının işlendiği beş yüz altmış bir kelebekle süslü’ olan odayla ilgili yazılar okumuştu. Catherine de Medici’nin, üzerine hilallerin ve güneş motiflerinin serpiştirildiği siyah kadifelerle tutturulmuş nişanlarının da asılı olduğu bu odadaki, bordürleri incilerle işlenmiş olan bu yatağın perdeleri altın ve gümüş renkli bir fon üzerine dal ve yapraklardan oluşan zarif halkaların ve çelenklerin serpiştirildiği damasko kumaşındandı. XIV. Louis’nin dairesinde boyları beş metreyi bulan, altın işlemeli karyatidler vardı. Polonya Kralı Sobieski’nin kraliyet yatağının örtüsü, firuzelerle Kur’an ayetlerinin işlendiği altın renkli İzmir brokarından yapılmıştı. (s.210)
- Bize kanlarını veren atalarımız olduğu gibi, edebiyatta da atalarımız vardır. Öyle ki, etkilerini daha mutlak bir şekilde hissettiğimiz bu kişilerin çoğu belki de tip ve mizaç itibariyle bize kan bağımız olan atalarımızdan daha da yakındır. (s.219)
- Ölçülü olmak ölümcül bir şeydir. ‘Yeterli’ kavramı sıradan bir yemek kadar kötüdür, ‘fazla’ kavramı ise bir ziyafet kadar hoştur. (s.271)
- İnsan hayatı bir başkasının hatalarını yüklenecek kadar uzun değildi. Herkes kendi hayatını yaşıyor ve bunun bedelini yine kendisi ödüyordu. Bunun tek acıklı yönü vardı, o da kişinin tek bir hata için sıklıkla, hatta sürekli bedel ödemek zorunda olmasıydı. Kader denen şey, insanoğluyla yaptığı alışverişlerde alacak defterini asla kapatmıyordu. (s.285)
- Kötülüğün sabahyıldızı olan o yüce ruh bile, isyankâr olması nedeniyle cennetten kovulmamış mıydı? (s.285)
- Her yol aynı kapıya çıkar, Sevgili Gladys. / Nedir o kapı? / Hayal kırıklığı. (s.308)
Dorian Gray’in Portresi (Koridor Yayınları, 1.Basım)

