Amin Maalouf

  • Lübnan’ı ve başka yerleri yakından gözlemlediğim için, cemaatçiliğin demokrasinin gelişmesini hiç de kolaylaştırmadığını – aslında sadece ürkek bir örtmece bu – tanıklık edebildim. Cemaatçilik yurttaşlık düşüncesinin bile yadsınmasıdır ve böyle bir temel üstüne uygar bir siyasal sistem inşa edilemez. (s.44)
  • Çocuk kendisini evlat edinen bir anne ile üvey anne arasındaki farkı bilir. Halklar da kurtarıcılar ile işgalciler arasındaki farkı bilir. (s.47)
  • Komünizm sadece mücadele ettiği güçler tarafından yenilgiye uğratılsaydı, yeraltında varlığını sürdürür, ardından da güçlü, laik bir inanç olarak bütün dünyaya yayılırdı. (s.124)
  • İnsanın zenginleşmekten utanmasını gerektirecek hiçbir şey yok, bunu kabul ediyorum. Refahının meyvelerinin tadına varmasında da utanılacak bir şey yok, buna da inanıyorum; içinde yaşadığımız dönem bizlere olağanüstü güzellikler sunuyor, bunlardan keyif almayı reddetmek yaşama hakaret olur. Ama paranın her türlü üretimden, her türlü bedensel ya da zihinsel çabadan, her türlü toplumsal açıdan yararlı etkinlikten bütünüyle kopmasına ne demeli? Borsalarımızın, zengini yoksuluyla yüz milyonlarca insanın yazgısının bir zar atımıyla belirlendiği devasa kumarhanelere dönmesine ne diyeceğiz peki? Ya saygın mali kurumlarımızın sarhoş haytalar gibi davranmasına? Bütün bir yaşam boyunca emek harcanarak biriktirilen tasarrufların, birkaç saniye içinde, artık bankacıların bile anlamaz olduğu alengirli yöntemler sonucunda yok olup gitmesine ya da otuza katlanmasına ne diyeceğiz? Bu ciddi bir düzen bozukluğudur, finans ya da ekonomi dünyalarını fazlasıyla aşan sonuçlar doğurmaktadır. Çünkü insan, olan bitene baktığında, yaşamı neden dürüstçe çalışarak geçireyim ki, diye kendi kendine haklı olarak sorabilir; neden bir genç profesör olmak istesin, kaçakçı olmak varken; böylesi bir ahlaki ortamda, bilgiler nasıl aktarılabilir, idealler nasıl aktarılabilir, adlarına özgürlük, demokrasi, mutluluk, ilerleme ya da uygarlık dediğimiz öylesine temel ve öylesine hassas şeylerin ayakta kalması için en düşük düzeyde de olsa toplumsal doku nasıl korunabilir? Bu mali kargaşanın aynı zamanda, belki de her şeyden önce, değer ölçeğimizin çivisinin çıktığının belirtisi olduğunu eklememe gerek var mı? (s.135)
  • Bilgelik, bu dönemin benzersizliğini, kişiler arasında olduğu gibi toplumlar arasındaki ilişkilerin de kendine özgülüğünü, elimizin altındaki olanakların ve yüzleşmek durumunda olduğumuz sorunların kendine özgülüğünü görmekle başlar. (s.139)
  • Bilgisizlikle yetinmek, demokrasiyi yadsımaktır, onu bir hayalete dönüştürmektir. (s.145)

Çivisi Çıkmış Dünya (Yapı Kredi Yayınları, 26.Basım)

Yorum bırakın