- İnsanlar hiçbir şeyden bahsetmiyor. / Ah, bahsediyorlardır mutlaka! / Hayır, hiçbir şeyden bahsetmiyorlar. Genellikle bir sürü araba veya giysi markası ya da yüzme havuzu firması sayıp, ne güzel diyorlar! Ama hepsi aynı şeyleri söylüyor ve kimse kimseden farklı bir şey söylemiyor. (s.51)
- Şunu anlamalısın: Uygarlığımız öyle büyük ki azınlıklarımızın canını sıkamayız, ayaklanmalarına mahal veremeyiz. Kendine şunu sor: Bu ülkede en çok ne istiyoruz? İnsanlar mutlu olmak istiyor… bu doğru değil mi? Bunu hayatın boyunca duymadın mı? Mutlu olmak istiyorum, diyorlar. Eh, öyle değiller mi? Onları sürekli hareket halinde tutmuyor muyuz… onlara eğlence vermiyor muyuz? Hepimiz bunun için yaşıyoruz, değil mi? Zevk için, heyecan için? Kültürümüzün bunları bol bol sağladığını kabul etmelisin. (s.80)
- Ben gençliğimde cehaletimi insanların gözüne sokuyordum yahu. Beni sopalarla dövdüler. Kırk yaşıma geldiğimde, kör aletimin ucu benim için iyice sivrilmişti artık. Cehaletini gizlersen kimse sana vurmaz ve asla öğrenmezsin. (s.128)
- En büyük aptallar biraz akıllı olanlardır. (s.129)
- Montag karada uzun süre, nehirde de kısa süre salındıktan sonra, neden hayatı boyunca bir daha asla hiçbir şeyi yakmaması gerektiğini biliyordu. Güneş her gün yakıyordu. Zaman’ı yakıyordu. (s.167)
- Herkes ölünce ardında bir şeyler bırakmalı, derdi dedem. Bir çocuk, bir kitap, bir tablo, inşa edilmiş bir ev veya düver, yapılmış bir çift ayakkabı. Veya ekilmiş bir bahçe. Elinin bir şekilde dokunduğu bir şey, öldüğünde ruhunun gideceği bir yer olsun diye; böylece insanlar ektiğin o ağaca veya çiçeğe baktığında, sen orada olursun. Ne olduğu önemli değil, dokununca onu değiştirdiğin ve ellerini çektiğinde sana benzeyen bir şeye dönüştürdüğün sürece, derdi. Sadece çim biçen adamla bahçıvan arasındaki fark dokunuştadır, derdi. Çimleri biçen adam orada hiç olmamış gibidir; bahçıvansa bir ömür boyu orada olacak. (s.184)
Fahrenheit 451 (İthaki Yayınları, 25.Basım)

