Gece ve Gündüz

Gündüzleri fani işlerle yeterince meşgul tutulamayan zihinler hariç, insan sadece geceleri uzanmak ister içinden haykırıp duranın ağzına. Benim hangisi olduğumu paylaşmam meslek sırrını paylaşmak gibi olacağı için sözü içimden haykırana bırakıyorum.

Gecenin alacalı kokusu işitilirken kulaklarım tarafından bağırıyor olduğumu görüp de ortamı terk eden insanları kınamamak elimden gelir şey mi sizce? Metroda bile aynı vagonu paylaştığım insanların kokuşmuşluğu vuruyor yüzüme, gözlerim yaşarıyor ama çaktırmıyorum, üzülürler belki diye. Ama ben, küçücük bir mimik kayması neticesinde eksik gülümsesem onlara dünyanın en kaba insanı olarak tarif ediliyor, gittiğim her yerde parmakla gösterilen, “işte o!” diye tanımayanlara tanıştırılan biri oluyorum. Bir hayalet olmak istediğim zamanları düşünüyorum, henüz 9-10 yaşlarımdayken. Casper’ı izlemek bir çok çizgi filmi izelemekten daha fazla haz verirdi bu yüzden ve şaşıp kalırdım insanların onu görmesine katlanıyor oluşuna. Ben artık fark edilmek vesaire peşinde koşanların emellerine ulaştığı “business center”lardan çok uzaklarda olmak istiyorum. Zaten mesleğim gereği iki ihtimal çıkıyor önüme, ya kimselerin gitmediği dağların zirvelerinde geçirilen ay ve yıldızlarla kuşatılmış soğuk ve ıslak geceler ya da arka planda devasa bir pervanenin uğultusu ile seyrettiğim aynı manzara. Önümü görmek beni hiçbir zaman bu kadar tedirgin etmemişti. İnsanların beni fark etmesini dilediğim bir zaman da hiç olmadı, olamazdı da zaten. Bazen gerçekten bir kadın ile birlikte olmak istiyorum ve karşıma yüzyıllardır akla gelen iki itiraz geliyor; “neye yarayacak?” ve “her zaman böyle değil miydi?”. İtirazın birincisinin cevabını şu şekilde verebilirim sanırım, her yaptığımız işten yarar beklemek sadece pragmatistlerin işi olmalı ve ben bir pragmatist olacağıma Dorian Gray olmayı tercih ederim. İkincisini ise, bunca zamandır böyle gelmiş olması, onun bir zamanlar mantıklı ve makul olduğunu gösterir, ancak her şeyin değişmesi gibi – neydi ya şu ünlü söz değişimle alakalı olan? – onun da değişmesinin mümkün olduğunu kabul etmek gerekir. Yeniliğe karşı sadece kendisi istediğinde uyumlu olan bireyler nasıl ki kendisini yenilikçi ve aydın kabul ediyorsa, ben de başkalarının dayatmalarına karşı kendi fikirlerimi savunuyor olmam dolayısıyla kendimi başıbozuk ve laftan anlamaz olarak tanımlıyorum. Bir hayalet olmayı dilememin üzerinden epeyce zaman geçti, bu sebeple ben de artık görünmez olmanın işe yaramayacağını düşünüyorum. Ancak fikirlerine zerre saygı duymadığım kişiler benim hayatım hakkında atıp tuttuklarından sırf onları haksız çıkarmak için akılalmaz eylemlerde bulunuyorum. Onlar inadına parmakla göstersinler, hatta dayanamayıp parmaklasınlar göğsümü saygısızca, ben daha bir gergin tutacağım bedenimi, tıpkı okunu fırlatmak üzere olan yay gibi. Bir kedi gibi pençelerimi önde tutup eğilmem onlar tarafından biat edişim olarak anlaşıladursun, ben üzerlerine atlamak için her zaman hazır bulunacağım. Bir yandan da diyorum ki kendime “saçmalama yahu! Ne uğraşıyorsun elin kendini bilmezleriyle?”, sonra da ne kadar haklı olduğumu fark ediyorum. Ama içime attıklarım öyle taşıyorlar ki yüreğimden, önce ağzımdan fışkırıyorlar “peki” kelimesiyle, sonra da zihnimi sıvazlayıp parmaklarımdan süzülüyorlar okuduğunuz üzere. Hangisi daha iyi veya doğru bilmiyorum, yani bir kadın bulup iyi veya kötü bir birlektelik mi, yoksa tahtların en kalıcı olanı yalnızlık mı? Zaten kadınlar da can atmıyor ya benimle birlikte olmak için – bunun da farkındayım yani, merak buyurmayın. Bir de unutmadan ekleyeyim, bazı kadınlarla göz göze gelince bakışlarımı kaçırıyorum, onlar utangaç olduğum yargısına varıyorlar, bunu onların dudaklarını büzüşlerinden ve göğüslerinden yükselen şekerin iğrenç kokusundan anlıyorum, metrelerce ötede olsam bile. Fakat aslında onlardan iğrendiğim için bunu yapıyorum. İğreniyor olmamı yargılamak kimsenin üzerine düşmeyecek olsa da kısaca sebebini belirteyim: kat kat giysiler, boyalar hatta aksesuarlar içerisinde olan bu kadınların ellerinde bulundurdukları gücün ezikliği beni kusma noktasına getiriyor. Günümüzde birçok kişinin sahip olduğu güzelliğin laneti de bu sanırım, yani hayata gelmesinin tek amacı ancak ve ancak  karşı cinsi cazibesiyle etkilemek olanlar. Bu fikrimde söylem açısından pek de azınlık sayılmayan bir grup içerisinde bulunuyor olsam da bu fikri gerçekten benimseyenler olarak epeyce azınlık olduğumuzu biliyorum. Bunu biliyor olmak hem beni gururlandırıyor, hem de paramparça ediyor. Lakin ben paramparça olsam da hiçbir parçam kaybetmeyecek hissetmek yetisini, tam da bu yüzden farklı, aykırı, başıbozuk, hatta laftan anlamaz olacağım bütün dünya için. Güzellikten daha önemli şey akıl, ama akıldan da önemlisi yürek dediğimiz hislerin düğümlendiği ve İskender’ini bekleyen kalbin bekçisidir.

Son olarak eklemek isterim ki, aslında yazımın başındaki cümlenin orjinali: “Gündüzleri fani işlerle ve geceleri de fahişelerle yeterince meşgul tutulamayan zihinler yüzünden insan sadece geceleri uzanmak ister içinden haykırıp duranın ağzına.” şeklindedir.

Yorum bırakın