- Cato bileğini kullanarak vahşi hayvanlarla boğuşmadı, avcının ve köylünün işidir bununla uğraşmak, ne ateş ve kılıçla canavarlar avladı ne de göğün bir adamın omuzlarına bırakıldığında inanılan çağlarda yaşadı. (s.5)
- Ayrıca, zarar verenin zarar verilenden daha sağlam olması gerekir, oysa kötülük erdemden daha güçlü değildir, dolayısıyla bilgeye zarar vermek mümkün değildir. (s.13)
- Yeterince suç sayılıyorsa, her suç eylemi tamamlanmadan önce bile tam anlamıyla suç sayılır. (s.13)
- Buna göre hakaretten rahatsız olan kişi, sağduyudan ve özgüvenden yoksun olduğunu göstermiş olur. (s.17)
- Devlet, kendisine yardım edilemeyecek kadar bozulmuşsa ve kötü kişiler tarafından zapt edilmişse, bilge onun için boş yere çaba sarf etmeyecektir, otoritesinin ve gücünün bir etkisi olmayacaksa, yararlı olmak adına devlet işine karışmayacaktır. (s.36)
- İki devlet olduğunu aklımızda tutalım: biri büyüktür ve gerçekten umuma ait olup tanrıları ve insanları kapsar, şu ya da bu köşede görmediğimiz, aksine, sınırlarını güneşle ölçtüğümüz devletimizdir. Diğeri ise doğum gerçekliğimizin bizi bağlı kıldığı devlettir… bu büyük devlete, inzivadayken edebiliriz, hatta eminim ki inzivadayken daha iyi hizmet edebiliriz; bu sayede erdemin ne olduğunu, tek mi yoksa çok sayıda mı olduğunu, doğanın mu ilmin mi insanları iyi kıldığını, denizlerin ve karaların, dahası denizde ve karada bulunan canlıların bir bütün olup olmadığını, tanrının bu türden çok sayıda nesneyi serpiştirip serpiştirmediğini, kendisinden her şeyin doğduğu tüm cevherin daimi ve yekpare mi, yoksa parça parça olmakla birlikte katı maddelerle karışık bir boşluk mu olduğunu, tanrının nerede bulunduğunu, eserini izleyip izlemediğini ya da yönlendirip yönlendirmediğini, onu dışarıdan çevreleyip çevrelemediğini ya da tümüyle onun içinde mi olduğunu, evrenin ölümsüz mü yoksa geçici ve belli bir süre için doğmuş olan şeyler arasında mı sayılması gerektiğini öğrenebiliriz. Birinin bütün bunları düşünmesinin tanrıya yararı nedir? Elbette, onun bu büyük eserinin tanıksız kalmaması. (s.37-38)
- Bizden sadece kendisine bakmamızı değil, aynı zamanda kendisini gözlemlememizi istediğini anlamak için, bize ayırdığı yere bak. Bizi kendi yaratımının bir parçası olarak tam merkeze koydu ve her şeyi çevremize yerleştirdi; insanı sadece ayağa kaldırmadı, aynı zamanda temaşaya uygun olması için, doğdukları yerden battıkları yere kadar kayan yıldızları takip edebilecekleri ve yüzünü bütün gökyüzüne çevirebileceği bir kafa koydu vücudunun tepesine ve bir de hareket edebilen bir boyun yerleştirdi. Sonra gündüz altı, akşam altı takımyıldızı yönlendirerek hiçbir şeyini karanlıkta bırakmadı, insanların gözleri önüne serdiği bu harikalar aracılığıyla, insanın diğer şeylere karşı da merakını uyandırmayı umdu. (s.38-39)
- Ancak hayalimizdeki devlet hiçbir yerde bulunmuyorsa, hepimiz için zorunlu inziva başlıyor demektir, zira hiçbir yerde inzivaya tercih edebileceğimiz bir şey yoktur. (s.43)
Bilgeliğin Sarsılmazlığı Üzerine – İnziva Üzerine (İş Bankası Yayınları, 8.Basım)

