Hepimizin vardır belki saçma sapan şeyler karaladığı, küçük veya büyük, bilmem hangi renkte bir defter veya bilmem hangi sistemle şifrelenmiş, adı allanıp pullanıp kodlanmış bir yazı veyahut da çizim dosyası. Kısaca “benim de var” desem daha kolay olurdu elbet, ancak benim saçma sapan diyerek karaladığım şeyler tüm hayatıma sirayet etmekte, karala(ya)madıklarım dâhil.
Benim hayatım – kendime göre – bir karalamadan ibaret çoğu zaman. Gerçekten birçok şeyi <bir amaç> uğruna yapıyor olduğuma inandırsam da kendimi, amacı aramaya kalktığımda bulamıyorum yerinde. Hep bir meşguliyeti var arkadaşın, yok efendim beş dakikaya geliyormuş, günümüzde epey moda olduğu üzere çocuğunu kreşten almaya gitmişmiş, küçüklüğümde bir şeyler almaya gittiğim esnaf gibi kapısında “beş dakikaya geliyorum” yazısını buluyorum hep veya çok daha eskiden olduğu gibi küçük bir tabure selamlıyor beni her gidişimde, içeri bile buyur etmeden. Bir süre sonra ben de gitmekten vazgeçiyorum tabi, “hep ben mi gideceğim yahu bir kere de o gelsin” diye gönül koyuyorum ona. Onun da arayıp bulamadığı bu ya zaten, neyse. Anlayacağınız ben küstüm, gitmiyorum yanına epeydir, sormaya da kalkmadım halini hatırını hiç. Konu komşudan duyuyorum hakkında bir şeyler, ama ilgilenmiyormuş gibi yapıyorum, etraftakilere karşı da öyle bir konuşuyorum, öyle bir tavır takınıyorum ki ihtiyacım olmadığına inansınlar, hatta dayanamayıp ona anlatsınlar istiyorum halimi. Bir havalı oluyorum ki böyle yaptığım zamanlarda, sormayın. Aynı gol attıktan sonra bilmem hangi mahallenin maçında, rakip kaleciyle göz göze geldiğim zamanlardaki gibi – benim de hep kaleci olduğumu çaktırmayın ama sakın. Siz golü atanın da havalı olanın da hatta muhtaç olanın da kim olduğunu anladınız, ancak ben anlamamakta epeyce ısrarcıyım son zamanlarda. “Hep iyi niyetten bunlar” veya “benim kalbim temiz zaten” kalıplarını kullanarak geçiştiriyorum saniyelerimi, başka türlüsü mümkünmüş gibi de nasıl yaptığımı açıklıyorum bir de sizlere. Neyse bırakalım şu gereksiz hakkında konuşmayı da ben size neler karaladığımı göstereyim.
Bir insanla tanışırım örneğin, başlarım onun aklını karalamaya, çünkü yeni tanıştığımız için hiçbir şey bilmiyordur benim hakkımda, önyargıları hariç. Nasıl bilsin istiyorsam beni, öyle karalarım ben de. Öyle karalarım ki dilediğim şekle sokarım kendimi onun zihnindekilerle beraber, önyargıları dâhil. Ya da bir film izlerim, bir olaya şahit olurum, bir kitap okurum, sonra da kendi aklımı karalamaya başlarım, nasıl istersem öyle olur her biri. Dilediğim her şeyi, dilediğim şekilde karalama yeteneğine sahip olduğum için şanslı biri miyim yoksa Don Kişot gibi hayal âleminde yaşayan bir zavallı mıyım bilmiyorum. Aslında biliyorum da karalamalarımın hepsinden de bahsedecek değilim neticede. Anlayacağınız benim hayatım karalamalarımdan ibarettir, benimle hayat çizgisi kesişen herkes için benim de birer karalamamdan ibaret olmam gibi.
Son olarak amacınızı bulamıyorsanız yerinde veya başka bir yerde benim gibi, canınızı sıkmayınız hiç, karalayıverin bir tane. Veya karala(ya)mayın, ne fark eder ki? Neyse ben yine fazlaca karaladım, karalayamadıklarım hariç.

