Gustave Flaubert

  • Denizi ancak fırtınaları için sever, yeşillikten ancak, harabeler arasında parça parça serilmiş olursa hoşlanırdı. Ancak bir nevi şahsi kâr çıkarmasına hizmet edebilecek hallere ehemmiyet verirdi. Yaradılış itibariyle sanatkâr değil, hissi bir kız olduğundan ve manzaralardan ziyade heyecanlar aradığından, kalbinin derhal coşmasına yardım edemeyecek her şeyi lüzumsuz bulurdu. (s.36)
  • Neden olmasın, benim de dinim var, hem benimki, o türlü türlü hokkabazlıklar, maskaralıklar eden heriflerin hepsininkinden ileri… Bilakis, ben Allah’a taparım. Bizi, vatandaş ve aile babası vazifelerini görelim diye bu dünyaya getiren, adı ne olursa olsun, bir Yüce Varlık, bir Yaradan bulunduğuna inanırım. Ama, kiliseye gidip gümüş tabaklar öpmeye, bizden iyi yiyip içen birtakım soytarıları kesemden beslemeye gerek duymam; çünkü insan Allah’a saygısını bir ormanda, bir tarlada, hatta eski zaman adamları gibi, gök kubbeyi seyretmekle de gösterebilir. (s.80)
  • Çocuk onun bakışından korkup bağırmaya başladı. Emma onu dirseğiyle iterek: “Eh! Sana rahat bırak diyorum!” dedi. Berthe konsolun önüne doğru yuvarlanıp başını bakır topuza çarptı; yanağını kesti, kan aktı. Madam Bovary onu kaldırmak için hemen koştu, acele ile zilin ipini kopardı, hizmetçiyi var kuvvetiyle çağırdı; tam dövünmeye başlayacağı sırada içeri kocası girdi. Yemek vakti olmuştu; Charles işten dönüyordu. Emma durgun bir tavırla: “Bak, kocacığım” dedi, “çocuk oynarken yere düşüp yüzünü kanattı.” (s.122)
  • Zavallı kadıncağız! Mutfakta masanın üzerine konan sazan balığının nasıl su diye içi titrerse onun da aşk diye içi titrer. (s.139)
  • Nasıl ki, yanmakta olan bir buhar duman halinde dağılırsa, varlığı da Tanrı’ya doğru yükselerek onun aşkında eriyecek gibi geliyordu kendisine. (s.233)
  • Bana kalırsa, asıl anneler çocuklarını yetiştirmelidir. Bu, Rousseau’nun fikridir, belki zamanımız için biraz yenidir, fakat eminim, annenin yavrusunu emzirmesi gibi, aşı gibi, günün birinde mutlaka zafere ulaşacaktır. (s.286)
  • Sonra, sükûnet bulunca, ona herhalde iftiralarda bulunduğunu anladı. Fakat sevdiğimiz kimseleri hor görmek bizi onlardan az çok uzaklaştırır. Mabutlara dokunmamak lazımdır, yoksa yaldızları elimizde kalır. (s.309)
  • Ne olursa olsun mutlu değildi, hiçbir zaman mutlu olmamıştı. Hayatın bu yetersizliği, dayandığı şeylerin hemen bozulup çürümesi nereden geliyordu?.. Ama, bir yerlerde kuvvetli ve güzel bir insan, hem coşkunluk, hem de incelikle dolu kıymetli bir varlık, bir melek kılığı altında bir şair kalbi, gökyüzüne şairane düğün destanları söyleyen tunç telli bir rebap bulunsaydı, onunla tesadüfen niçin karşılaşmamalıydı? Ah, ne imkânsızlık! (s.311)
  • Sonra çocuk üşüyor, annesini istiyordu. Charles: “Hizmetçiyi çağır” diyordu, “Biliyorsun ki, yavrucuğum, annen rahatsız edilmek istemez.” (s.317)
  • Bir kimsenin ölümünden sonra, hiçliğin bu geri tepmesini kavramak ve inanmaya katlanmak o kadar zordur ki, ortalığa daima şaşkınlık gibi bir şey yayılır. (s.359)

Madame Bovary (İş Bankası Yayınları 21.Basım)

Yorum bırakın