- Benim yokluğumdan dünyaya
Bir elbise çıkar sanmıştım. (s.16) - Ne çok dikeni vardı ahlat ağacının Tanrım,
Ulaşılamazdı,
Sen sarılmak istesen ona,
O sana sarılmazdı.
Ne çok dikenin vardı Tanrım!
Ne çok isterdim,
Sana sarılamazdım.
Ve şöyle derdim o zaman:
Ah! (s.19) - Vasiyetimdir:
En güçlülerinden seçilsin
Beni taşıyacak olanlar.
Ahtım olsun,
Yükleri ağırlaşsın diye iyice,
Tabutumun içinde tepineceğim. (s.22) - Hayatıma hayat diyemem artık.
Sarı yazgım her sonbahar onu
biraz daha fazla, ömür yaptı.
Maviye de, yeşile de dili dönmez ömrümün artık. (s.29) - Allah’la samimi oldum geçen üç yıl boyunca
Havı dövülmüş yerlerine yüzümün
Büyük bir aşk yamadım
Hayır
Yüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayım
Gözyaşlarım bitse tesbih tanelerim vardı
Tesbih tanelerim bitse gözyaşlarım…
Saydım, insanın dokdan dokuz tane yalnızlığı vardı.
Aşk diyorsunuz ya
Ben istememin Allahını bilirim bayım! (s.35) - Annem
Ki beyaz bir kadındır
Ölüsünü şiirle yıkadım.
Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım
Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım. (s.38) - Kim bir şairi kırsa
Şair gider uzun bir dizeyi kırar mesela
Bilirim kim dokunsa şiire
Eline bir kıymık saplanacak. (s.40) - Sonra yazları
Yaseminlerle sarmaş dolaş bir balkonum oldu
Balkon yaseminlerle sevişirdi
Yaseminler yaseminlerle sevişirdi
Rüya hülyayla sevişirdi
Ben o beyaz ve güzel kokan çadırın altında
Geceyle sevişirdim. (s.49) - Çorba pişirmek istiyorum,
sonra kalkıp ekmek kızartmak,
Bıçağın ucuyla kazımak aşkı fazla kızardığında. (s.55) - Annemin temizlik günleri gibiyim
Yorgun, solgun ve beyaz. (s.59) - Karşıyaka vapurunda alıştı dilim en çok acıya (s.61)
- Çıksan o karanlık uykudan,
Kilerde fazla güneşimiz kalmış mı bir baksan. (s.63) - Kalbimi kalın bir kitabın arasında kuruttum
Onu orada
Beş parmaklı bir çınar yaprağı gibi unuttum. (s.66) - Sanırdım,
Bir gün doğuracak beni bu yatak
Son ve o en büyük sancıyla (s.70) - Ağlamıştık
Boyalarımız aktıkça ferahlamıştık hatırla
Gözyaşlarımız siyahtı
Sanırdım
Yanağımın sıcağına göç ediyor kırlangıçlar
Beni anla. (s.73)
Ah’lar Ağacı (Metis Yayınları, 15.Basım)
- Doğururken geçenlerde
Çok sancım vardı, bişey olmadı
Bana bişey olmaz, artık…
Büyüyüm ben Füsun. (s.19) - Takatim yok o kadar
Kelimeler ölsün istemem.
İsterim ki bahçe havuzumda kırmızı balıklar gibi yüzsünler
Defterlerimi bu sene annem kaplasın.
İçimi ezmesin isterim tren sesleri. (s.28) - Kelimelerin mezarlığında gece bekçisiydim.
dirilecekleri günü bekledim. (s.29) - Annemin ölümünü eskiciye satacaktım
On mandal karşılığında.
Bol rüzgârlı bir balkonum olacaktı, dalgalanacaktım. (s.32) - Aynaya bakma, dağılırsın! (s.48)
- Sözleri tekrarlayarak yok eden çocuk gibiyim
Acı çekmeyi öğrendiğimde ismimi de öğrendim (s.49) - Bir gün gelecek hiç ağlamayacaksın
Yüzün çatlayacak susuzluktan, şeytanın çatlamayacak
Bilecek ve söylemeyeceksin! (s.56) - Tanrı sadece iyi bir oyun arkadaşıdır. (s.59)
- Zeyna gölgesini bir başkası sanıp oynuyordu, ben de
Bir başkası sanıp şiir yazıyordum.
Bir aydınlanma ruhu içinde felaket yalnızdık. (s.64) - Evde aniden peydahlanan kahverengi kelebeğin
Tanrının gönderdiği bir müfettiş olduğuna inanan
Saç diplerinde naftalin, saç diplerinde sıcak kum şiirin
Çözülmeyecekti neşenin kepek sorunu artık hiç. (s.75) - Bira içiyorum aslanlı ve ejderhalı olanlardan
Senin resmin var mı orada, teneke kutularda, bakmıyorum
Yalnız kalıplardan vurarak çıkardığım buz parçalarını
Bazı akşamlar kalbimle karıştırıyorum. (s.79) - Üstümü ara
Cebimdeki şiiri usulca kaydırayım senden tarafa
Ellerimi de kaldırdım bak
Hazırım tutkumu tutukla.
Şiirsizim
Bir şiir senin ismini ağrı koyar mıydı sanıyorsun İstanbul?
Ben bu şiiri kusarak yazdım (s.101) - Doğdum, doğurdum
Bir insan nasıl büyüyor gördüm
Hayatta kalmak için
Ve hayatta kalmanın yanında
İnandım şiir bir gevezelikti (s.113)
Pulbiber Mahallesi (Metis Yayınları, 2.Basım)
- Neşeli bir şehre benzerdi senin sesin.
Bazen ölmek istiyorum
Beni yeniden doğurman için
İri, ekşi bir vişne tanesi gibi. (s.17) - Şalına sarınırdın toprağa sarınız gibi
Erken öleceğini biliyordum bana bırakmak için,
Bu acımasız ölü anne sesini (s.18) - Artık bütün üzgün oluşlarımın adı:
ANNE! (s.19) - Yağmur kadar İzmirliyimdir. (s.32)
- Kemeraltı çarşısına alışverişe çıkarlar
Otuz iki yerinden bıçaklanmış aşklar damlar gözlerinden.
…
Bu şehirde adamın biri
Her öğlen bir deprem bekler. (s.35) - Asaletim de sizin olsun baylar, rezaletim de!
Beni bir sutyen lastiği ile asın. (s.38) - İnsan çingeneyse, yani ruhu çizgiliyse
İnsan acıyla yalnızca sevişebilir baylar!
Soruyorlar, Soruyorlar:
“Ellerin neden titriyor sevgilim”
Bilmiyorlar doğmadan öldürdüğümü üç-beş çingeneyi. (s.42) - Protez bacaklar taktılar ruhuma ince ve beyaz
Gıcırdıya gıcırdaya dolaştım şehri,
Protez bacaklarıma bile ıslık çaldılar (s.49) - Yağmur yetmezdi kimseye
Başka tılsımlarla ıslanırdı herkes
Ayak bilekleri incecikti yüreklerin. (s.55) - Evden kaçışımın pembe spor ayakkabıları vardı.
Hüzün neydi sanki o zaman
Artık kullanılmayan dikiş makinesi annemden kalma.
Ölüm neydi ki sanki o zaman
Bir önseziden başka.
Evden kaçabilirsin çocuk,
ama kaderden asla! (s.57) - Delirdiğim altyazı şimdi bütün aynalarda
Vazgeçtim sonunda hep tura gelen uğur paramdan
Yazık, hiçbir şair bir çiy tanesi kadar bile sızamadı kâğıda (s.62)
Grapon Kağıtları (Metis Yayınları, 2.Basım)

