Aldım yine kalemimi elime, almasam ağlayacaktım çünkü. Yazmasam ağlayacaktım demişti bir şair bir şiirinde, onu hiç bu kadar iyi anlamamıştım daha önce. Yazmasam ağlayacaktım çünkü… gerçi ağladım da biraz ama kimin umurunda? Birisinin umurunda olmalı mı olmamalı mı ondan bile emin değilim zaten artık. İnsan hayatı boyunca namuhtaç yaşamaya çalıştıktan sonra çoğu insan için bozukluk olarak değerlendirilen paralar karşısında ezilince böyle hissediyor sanırım. Kimseye kızmıyorum yine, kendim dışında. Kendime olan kızgınlığımın hiçbir zaman geçmeyeceğini düşünürdüm, şimdi bundan bu kadar emin olmak her ne kadar beni üzüyor olsa da haklı çıkmış olmanın gururunu da yaşamıyor değilim. Haklı olmanın canı cehenneme diyorum bazen. Keşke hep haksız olsaydım, bilgisiz olsaydım veyahut da anlamıyor olsaydım hiçbir şeyi, ne olurdu ki? Sanırım ben, ben olmazdım. Sanki ben olmak isteyen binlerce insan varmış gibi yazdım yine değil mi? Severim ben böyle boş gururlanmaları, tıpkı her haklı çıktığımda yaptığım gibi en önemsiz meselelerde bile. Keşke dememek için 24 yılımı harcadım, her defasında keşke diyeceğimi bile bile. Sonuca gelecek olursak bir bitki olmayı tercih eder oldum. Öyle bir toprağa bile ihtiyaç duymadan birkaç günlüğüne var olsam yeterdi sanırım, saksı falan hak getire… bir cam vazonun içerisinde köklerimi salmam için konulmuş olmak isterdim, komşudan çalınmış veya iyi niyet göstergesi olarak verilmiş olmak isterdim. Beni kim ne diye iyi niyet göstergesi olarak versin ki zaten, sen dahi inanmazken benim iyi niyetime…
Yanlış anlaşılmasın sevgili okuyucu, bu sefer aşk defterini açmadım önüme. Gerçekten bomboş bir sayfa var karşımda, kıskandığım temizliğini. Bu sefer sevdiklerimden veya sevmediklerimden bahsetmeyeceğim sana. Hepsinden daha fazla dert ettiğim tek şey olan kendimden bahsedeceğim, onu da kendimin izin verdiği kadar yapacağım. En fazla bilgiye sahip olduğum konu olmasına rağmen o denli kısıtlanıyorum ki bu konuda, sen bile sevgili okuyucu, inan bana hiçbir şey bilmiyorsun. Bırak şimdi kenara bildiğin bütün psikoloji teoremlerini, beni anlayacak birinin varlığına inansaydım zaten onunlar konuşuyor olurdum. Yazmazdım… Neden yazdığımdan tekrar bahsetmeme gerek yok diye düşünüyorum ama?
Sen mesela sevgili okuyucu, ne yaparsın anlatsana bana. Kalbin dövmeye başladığında göğüs kafesini, ellerin sabit durmadığında, gözlerin dolduğunda hiçbir neden yokken ortada ve bütün bunların sebebinin fazla kafein olmadığını bildiğinde, ne yaparsın? Anlat bana çünkü ben bilmiyorum başka ne yapabilirim yazmaktan gayrı. Sen belki de keşke ben de yazabiliyor olsam diyor olabilirsin. Ancak inan bana bu bir lütuf değil…aksine lanetin ta kendisi. Seni yavaş yavaş tüketiyor ve sen nasıl tükendiğini bile fark etmiyorsun. Öyle yavaş, öyle saman altından, öyle haince ve öyle apaçık yapıyor ki bunu, sen var olduğun dünyanın dışına çıkamıyorsun. Yeri geliyor bazen, eline bir kitap dahi alamıyorsun, bir dizi izleyemiyor, insan yerine koyup birini iki kelime edemiyorsun. Sitem ediyor sana, okumadıkların, konuşmadıkların, sevmediklerin… sanıyor ki hepsi, bütün bunlar hep senin suçun. Sen de evet diyorsun ya işte. Bütün meseleyi açıklamaktan daha kolay geliyor onların gözündeki giyotinin altına yatmak. Bazen de biriyle yatmak… neyin kolay olduğunu bile çoğu zaman düşünmek istemiyorsun, zaten bir süre sonra anlıyorsun ki senin hesabın kolay veya zor olanla değil…kendinle ve kendinle olan bu hesabını kapatamayacak olman seni kahrediyor. Ancak senin elinden gelen oturup karalamak işte…
İnsanlar soruyorlar bana, neden üzülmüyorsun, neden dağıtmıyorsun kafanı, neden boş vermedin hala? İnan bana açıklamak çok zor geliyor. Anlayacağını düşündüğüm birkaç insana anlatmayı çoktan denedim zaten, onlar bile anlamadı beni. Ben üzülemem, ben kahrolmamam, ben asla pes edemem. Vazgeçemem hedeflerimden çünkü benim kutsal amaçlarım var. Onların bu kutsallığı tanrıdan gelmiyor diye sanırım, her şey önüme bir engel olarak çıkıyor. Ey Tanrım!!! Duyuyor musun beni? Senin onayını almadım diye mi bu kadar kızgınsın bana? Sana sitem etmiyorum… cevabınla beni onurlandırmayacağını bildiğim için ortalığı ateşe veriyorum sadece. Belki bu yakışımla yaklaşırım sana biraz. Senin kullarından biri olmayı başarırım belki. Lakin sen beni buna layık görür müsün? Boş ver… ben kendimi kandırmaya devam ederim, seni de rahatsız ettik boş haykırışlarla.

