Yolsuzluk

Bazen kendi dertleri yetmez insana. Başkalarının dertlerini de dert edinmek ister ve bu derdin de kendince en kıymet verdiği insana ait olmasını diler. Peki ya en kıymet verdiği insan bu derdine onu ortak etmek istemiyorsa?

Zaten bütün sorun da burada başlamıyor mu? Anlaşılamama girdabında sürüklenmelerin yol açtığı anlamsız tartışmalar vs. bütün bunlar insanın içini yer, yer bitirir de tek kelime edemez insan. İşte o zaman oturup bir şeyler yazmalı der, hala yazabiliyorken. Elim ayağım tutuyor çok şükür lakin aklımı kaybetmeme az kaldı. Ya da kaybedeli çok oldu ama ben kendimi kandırmayı seven biri olduğum için aksi yönde kendimi her sabah uyanır uyanmaz ikna ediyorum.

Yani ne olurdu bir insan paylaşsaydı derdini bir başka insanla – ona kıymet veren. Düşünceler uzuyor burada – yolun sonu değil önemli olan, yolda olmak. Ben yoldayım diye bağırasın geliyor, yoldan çıktığını fark ediyorsun. Zaten yolun da yol olmamış gibi hiçbir zaman, yine kendini kandırıp durmuşsun gibi.

Belki gerçeği fark ediyorsun ve silkelenip kendine gel diye telkinlerde bulunuyorsun kendine veya yine kendini kandırıyorsun. Artık neyin gerçek neyin gerçeküstü olduğunu anlamakta zorluk çektiğim kadar doğru ile yanlışın ayrımına da varmakta zorluk çekiyorum. Kimileri için dokunulması, hatta dile getirilmesi korkunç olan şeyleri ayaklarımın altında çiğnemek tuhaf bir haz veriyor. Megalomani diyor buna bazı psişik uzmanlar. Ben uzmanları çok sevmem ancak şairleri pek severim. Sanki onlar aklın sınırlarını aşmış gibi gelirler bana. Sonra filozofları sevdiğimi de hatırlayıp yine kendimi kandırdığımı, yani kendi yanlışlarıma kılıf uydurduğumu fark ederim.

Evet, hayat yolda olmaktan ibaret gerçekten de. Eninde sonunda nereye varacağımızı bilmiyor olsak da bir yere varacağımızdan eminiz. Gidenlerden duyduğumuz kadarıyla olsa daha inanılır olurdu belki ama duyamadık neylersiniz…

Bazen bir yere varmaktan bile korkuyor insan, varınca ne yapacağını bilmediğinden veya nereye varacağını bilmediğinden değil, mevcut yolculuk durumu bozulacağından. O kadar uzun süre yolda kalıyor ve kendini bu yolculuğa o kadar zor alıştırıyor ki o yolun bitmesi aslında hayatının sona ermesi gibi – en azından o ana kadarki.

Ama bilirsiniz ki girdapların bir sonu veya dibi olduğu düşünülse de bazı moleküller hiçbir zaman o dibe veya sona varamıyorlar. Sanırım bilimde bunun için güzel bir açıklama vardır ya da ben yine kendimi güzelce kandırmışımdır. Neyse, diyeceğim odur ki bir yere varmaktan korktuğum kadar varamamaktan da korkuyorum. Varamadığım için şikâyet etmekten vazgeçmediğim gibi varmaya çalışmak için de kılımı bile kıpırdatmıyorum.

 Amaan neyse yahu, hem size ne benim yolumdan, yolsuzluğumdan? Siyasetçi miyim sanki? Yolum yolsa benim yolumdur, yolsuzluğum benimse de zaten hiç sizin yolunuz olmamıştır.

Yorum bırakın