-ebilmek

Vakit varken hala yapmalı insan bazı şeyleri. Mesela sevmeli bir şeyleri. Okumalı hala okuyabiliyorken en güzide kitapları veya öğrenmeli okumayı ve yazmayı. Sonra da yazmalı mütevazı bir şekilde, hala yazabiliyorken benim gibi.

İnanmalı bir şeylere tüm kalbiyle. Hatta bazen bir tanrıya bile inanmalı bir insan. Ben pek inananlardan olamadım ama epeyce sevenlerden olduğum konusunda iddialıyım. Bir zamanlar hemen her şeyi sevdim epeyce, kendim hariç. Bir tek kendimi gerçek anlamda sevmeyi beceremedim. Buna rağmen kendime olan inancımı asla kaybetmedim. Bu saatten sonra da kaybedeceğimi hiç sanmıyorum.

Bütün her şeye olan sevgim zamanla nefrete dönüşmüş olsa da onları bir gün tekrar sevebileceğime dair umudumu da her zaman canlı tuttum. Vardır ya evinize aldığınız bir bitki, camın önünde olsa büyüyecektir güzelce, serpilecektir bilirsiniz. Ama orada güzel durmaz diyerek kuytu köşelerde bırakırsınız. Vicdanınız da el vermez ölüme terk etmeye, bu sebeple onu sulamayı da asla ihmal etmezsiniz.

Ben de öyle yaptım kendime. Asla ölüme terk edemedim ama camın önüne koymaya da asla cesaret edemedim. Kendime camın önünden daha çok yakışacak bir yer bulana kadar beklemeyi tercih ettim.

Kendim olarak yaşamayı bekledim…

Bazı zamanlarda güzel yerler bulduğumu sandım ve alelacele yerleştirdim kendimi oralara. Sonuç tahmin edildiği üzere hep hüsran. Oralara olan nefretim yüzünden de kuytu köşelerden çıkarmaya asla cesaret edemedim. Ne o camın önü benim için serpilecek bir yerdi ne de ben camın önünde artık serpilip büyüyebilirdim.

Hep şikâyet ettim yerimden, daha iyisini hak ettiğime inandırdım kendimi. Bulunduğum yer yüzünden büyüyemediğimi düşündüm. Kısmi olarak haklıydım da aslında. Çünkü yükselen ben değildim, alçalan duvarlardı gerçekten. Nereye gitsem insana delice gelen skandallarla karşılaştım ve ne akla ne de mantığa asla uygun olmayan hesaplara dahil edilmeye çalışıldım. Herkes bir şeyler soruyordu, bir şeyler hesaplıyordu kendince, küçücük hesaplar…

Ben hesaplarımı büyüm tuttuğumda kapının önünde buldum kendimi. Yine birilerinin küçük hesapları çok daha kıymetli olmuştu anlayacağınız. Hesap yapmak bana göre değildi, ben bir muhasebeci olamazdım hiçbir zaman. Bu sebeple idealist olmayı seçtim. Ancak bu ideallerle duvarlara çarpmaktan da başka bir şey başaramadım uzunca bir süre.

Çok çok sonralarda birkaç kişi ancak fark edebildi benim çizmeye çalıştığım büyük resmi. İş işten geçmişti fakat kızgın değildim yine de onlara. Neticede camın ününü ben de yakıştıramamıştım kendime.

Artık derdim ne bir camın önünde olmak ne de kuytu köşelerde kalmak değil. Hala yazabiliyorken yazmak, okuyabiliyorken okumak ve henüz sevebiliyorken sevmek deliler gibi.

Bu dünya akıl ve mantığa çok da uygun gelmiyor bana. Bu sebeple yaşamak lazım geliyor, henüz yaşayabiliyorum diyebilecek kadar kuvvetli ve henüz yenilgiyi kabul etmeyecek kadar dirayetliyken.

Yorum bırakın