Madeline Miller

Cüretkâr hareketle utanmazlık aynı şey değildir. (s.25) Bunca zamandır yünü olmayan bir dokumacı, denizi olmayan bir gemiymişim. Oysa şimdi yelken açtığım yere bak. (s.86) Haşlanan sarı kantaronlarla bir tür sabun yapıldığını, ocakta yakılan porsukağacının boğucu bir duman çıkardığını, gelinciklerin damarlarında uyku, bohça otununkinde ölüm bulunduğunu, kandil çiçeğinin yaralara basılabileceğini. (s.89) “Ölen adamların aileleri için altın“Madeline Miller” yazısının devamını oku

Terlik

Bazen düşünüyorum. Evet, birçok insanın çok az yaptığını, fakat bazılarınınsa – mesela kendimizin – çok fazla yaptığını düşündüğümüz bir eylem olan “düşünme”yi gerçekleştiriyorum. Yoruculuk bakımından değerlendirip bir liste yaptığımda beni en çok yoran eylem olan “var olmak”tan hemen sonra geliyor “düşünmek”. Annemin küçükken fırlattığı terliğin canımı yakması sonrasında annemi haykırarak ağlamam gibi, bu “düşünme” eyleminden“Terlik” yazısının devamını oku

Alâ

Sen ki bağırırsın <ben Alâyım> diyePek selvi boylu da sayılmazsın aslında Ama uzanırsın bulutların üzerine boylu boyuncaBir kez gören, karanlıkta yolunu bir daha kaybetmez Sözler verirsin sevdiklerine hamsi, levrek, palamutDış kapının dış mandalıdır en sevdiklerin bile Anlatsam yedi ceddime gülerler bilmem nereleriyleOysa yatak odanda saklıdır koskoca Haliç Sevmezsin şiiri ben yazmış olsam bileTek sevdiğin şiir“Alâ” yazısının devamını oku

Uzak

Kanayan kanatlarım var benimBir deri bir kemik kalmış kafatasımAklımı sarhoş eden zihinsel bulanıklığımAyaklarımı sevmemi sağlayan boynuzlarımUçamam uzaklara Dört mevsim doluyor ciğerlerimeNefes aldıkça batıyor göğsümdeki parmağınResmileşiyor anılarım karikatürlerdeKoca burunlu, pörtlek gözlü olan benimKoklayamam uzakları Bir şarkı çalınır kulağıma uzaktan davul misaliUzakta olan ne varsa iyi gelir de banaBi uzaklar iyi gelmez sevdamaKalbim ağrır şairin dediği gibiDuyamam“Uzak” yazısının devamını oku

Ömür

“Vay arkadaş” dedim, ne kadar uzun zaman olmuş buralara geri dönmeyeli, yüreğimin derinlerine inince. Gidişimin üzerinden ne kadar zaman geçtiğini hesaplayan matematik sevdalılarını bir kenara bırakarak; gidip de neler yaptığımdan, gittiğimden bu yana nelerin değiştiğinden bahsetmeyi ne kadar istediğimi tahmin edemezsiniz. Lakin ben yine – sizin de hiç şaşırmayacağınız şekilde – ne bir şeyler anlatacak“Ömür” yazısının devamını oku

İç Ses

Kelimeler boğuluyor dudaklarımdaHaykırışlarım yalnızca benim kulaklarımdaYazdıklarım sürgündedir ihanetten vatanaAforoz ettiklerim de kaçmaktadır hala yanaklarımaCahilin mütevazılığı bile laftaBen biliyorum, mea culpaNe anlatmaya çalışırsın cahil adama?Meteorlar düşer böyle uçkurlarına daTek kelime düşmez dışına ait olan sanaBoş versene be zevzek herif, bunların hepsi safsata.

Ömer Hayyam

Dünya dediğin bir bakışımızdır bizim;Ceyhun nehri kanlı gözyaşımızdır bizim;Cehennem, boşuna dert çektiğimiz günler,Cennetse gün ettiğimiz günlerdir bizim. (s.7) İçin temiz olmadıktan sonraHacı hoca olmuşsun, kaç para!Hırka, teşbih, post, seccade güzel:Ama Tanrı kanar mı bunlara? (s.8) Felek ne cömert aşağılık insanlara!Han hamam, dolap değirmen, hep onlara.Kendini satmayan adama ekmek yok:Sen de gel yuf çekme böylesi dünyaya!“Ömer Hayyam” yazısının devamını oku

Yalnızlık

Tuhaf bir kavram olan yalnızlık üzerine düşünüyorum birkaç gündür. Bunun üzerine güzel bir cümle kurdum kafamda, o cümleyi istinat edinerek de hoş bir yazı yazmak istedim. Aslında bu kavramı biraz daha irdelemek isterdim çünkü bazen hindi gibi tünemeyi bir kenara bırakıp farklı faaliyetler içerisindeyken de düşünmemiz gerektiğine inanırım bazı meseleleri ki böylesi daha yararlı gelir“Yalnızlık” yazısının devamını oku

Didem Madak

Benim yokluğumdan dünyayaBir elbise çıkar sanmıştım. (s.16) Ne çok dikeni vardı ahlat ağacının Tanrım,Ulaşılamazdı,Sen sarılmak istesen ona,O sana sarılmazdı.Ne çok dikenin vardı Tanrım!Ne çok isterdim,Sana sarılamazdım.Ve şöyle derdim o zaman:Ah! (s.19) Vasiyetimdir:En güçlülerinden seçilsinBeni taşıyacak olanlar.Ahtım olsun,Yükleri ağırlaşsın diye iyice,Tabutumun içinde tepineceğim. (s.22) Hayatıma hayat diyemem artık.Sarı yazgım her sonbahar onubiraz daha fazla, ömür yaptı.Maviye“Didem Madak” yazısının devamını oku

Gustave Flaubert

Denizi ancak fırtınaları için sever, yeşillikten ancak, harabeler arasında parça parça serilmiş olursa hoşlanırdı. Ancak bir nevi şahsi kâr çıkarmasına hizmet edebilecek hallere ehemmiyet verirdi. Yaradılış itibariyle sanatkâr değil, hissi bir kız olduğundan ve manzaralardan ziyade heyecanlar aradığından, kalbinin derhal coşmasına yardım edemeyecek her şeyi lüzumsuz bulurdu. (s.36) Neden olmasın, benim de dinim var, hem“Gustave Flaubert” yazısının devamını oku