İçimizdekiler

Aslında ne var ne yoksa içimizde değil mi?
Benliğimiz, enerjimiz, aklımız, yalnızlığımız, düşüncelerimiz, hislerimiz, beklentilerimiz, yaşadıklarımız, yaşamadıklarımız, varlığımız, yokluğumuz, umudumuz, umutsuzluğumuz, hayatımız, tanıdıklarımız,  hatta doğumumuz ve ölümümüz…
Ne çok şey sığdırırmış insan içine, mecbur kalınca intihar etmeme durumunu sürdürmeye…

Bir insan sorgulamaya başlarsa içinde nelerin olduğunu, kendinden o denli uzaklaşıyor ve kendine o denli yaklaşıyor. Yani şimdi kendisi de içinde değil mi insanın? İnsan içindeki bir şeyden uzaklaşmayı veya ona yaklaşmayı nasıl başarabilir? İşte bu soruların cevabını verecek olan yegane kişi sensin, sevgili okuyucu…ben hiçbir zaman olamadım.
İçimdekilerden değil de dışımdakilerden bahsetseydim nasıl olurdu demekten kendimi alamayacağıma eminim, ancak yanlış yolda da olsam o kadar yürüdüm, buradan geri de dönülmez ki…ayıp olur kendime. Neyse o yolu da daha sonra yürürüz artık beraberce, takatimiz kalırsa.

Benliğimi tam olarak kavramış biri değilim maalesef, sanki hep kaçıyor gibi benden. Ben de kovalamayacak kadar yorgun düşmedim henüz, kolay kolay pes edecek de değilim…
Enerjimin ise çok güçlü ve hissedilebilir olduğu söyleniyor çevremdeki çoğu kişilerce, gel gelelim ki ben o enerjiyle tanışma şerefine erişemedim henüz. Sanırım ürkek ve utangaç bana karşı – sağlık olsun – ona da yüz çevirecek değilim ya sırada tonlarca şey varken…
Aklımınsa son zamanlarda ne kadar karşıtığını, kendini kaybettiğini, bir çok konuda nasıl da yetersiz olmanın acıkmışlığıyla sağa sola saldırdığını görüyorum, ama yine de körler ülkesindeki tek gözlü kral olmaktan öyle çok da şikayetçi değilim, kendi yağımda kavrulmaya devam anlayacağınız…
Yalnızlığım ki bir an olsun beni terk etmemiş kadim dostum, onunla da gün geçtikçe daha çok alışıyoruz birbirimize ve düşündükçe gelecekte bir gün birbirimize veda etme zamanı geldiğini; birbirimizin gözyaşlarını silip birer yastık örtüsüyle suyunu, kavanozlara sıkıp saklıyoruz, veda vakti geldiğinde somut birer hediye verebilelim diye birbirimize, soyut ilişkilerin tacını taşıyor olmasına rağmen birlikteliğimiz…
Düşüncelerim de aklıma benzerler tahmin edebileceğiniz üzere, buruş buruş, yapış yapış, kayıplara karışmış ve deli danalar gibi çarpmaktalar önlerine çıkanlara şuursuzca…
Hislerimin nerede olduklarını biliyor olsam da ne halde olduklarını bilmiyorum. Hangi handa ve hangi şahın masasında karınlarını doyuruyorlar bilmiyorum. Karınlarını doyurmaları için tek bir lokma veremediğim için bu sefer kaçan taraf benim açık ki…
Beklentilerim de otobüs bekler gibi beklemekteler; kimileri yanlış duraklarda, biliyorum, ama bazı şeyleri beklemek bile güzel geliyor insana çok uzun süredir bekliyor olduğundan, hiç gelmeyecek olduğunu bilse bile…
Yaşadıklarım beni yormaya, tüketmeye devam ediyorlar, aynı taslar, aynı hamamdaki. Lakin ben tastaki bulanık suyun değişimine kanıp beni temizlediğine inanmaya çalışıyorum, sabunu her yanıma sürüp çamurla karışımına hayranlık duyuyorum…
Yaşamadıklarım kalabalık bir linç ekibi misali üzerime geliyorlar, “Durun yahu, durun, bir an olsun! Gerçekten benim bir suçum yok, bakın kadere nasıl da sırıtıyor pişmiş kelle gibi!” diye haykırıyorum her adım atışlarında, ama laftan anlayan sürülerin akıbetinin dağıldığını hatırlayıp susturuyorum kendimi, “En azından bir aradalar…” diyerek acıyorum kendime ve her birine…
Varlığım söz konusu olduğunda söyleyecek bir sözüm yok, nedenini sormayın lütfen, eksilirim biraz…
Yokluğumu ise anlatmaya başlarsam siz sıkılıp okumayı bırakırsınız beni, “Ne anlatıyor bu deli yine?” deyip bakışlarınızı kaçırırsınız karşı karşıya geldiğinizde ve ben sizi utandırmayı hiç istemem…
Umudum da fakir ekmeğidir, bayattır, soğuktur, serttir, ama en az zenginin yediği tazecik ekmekler kadar karın doyurur; bu yüzden bir elimde umudum, diğer elimde umutsuzluğum, her lokmam sırayla…
Hayatım ise benden bambaşka diyarlarda, suçlusu da aklım ve düşüncelerimdir; neyse, benden uzak Tanrı’ya yakın olsun, yeter ki karışmasın bana…
Tanıdıklar da hayatımdalar elbette, bir an çıkmalarına izin vermem hiçbirinin dışarıya, anı olarak da olsa tutarım orada ki; bir gün beni hatırlarlarsa unuttuklarımın arasında yer alabilsinler…
Son olarak ise, doğumumu kaçırmışım birkaç saniyeyle, ancak ölümümüm sıkı bir takipçisiyim…

Ne çok şey varmış meğer, benden uzakta ve bana yakın olup da içimde olan…
Ne çok şey biriktirmişim intihar etmeme sürecimde…

İçimizdekiler” için 4 yorum

  1. İntihar etmeme değil intihar sürecinizi anlatmışsınız. İçinizde bir şeyler intihar etmiş, bunu kaleme döken ise canlı cenaze, bence…

    Söylesenize başyazar, insanın hiç bir umudunun kalmaması zaten bir intihar değil mi?

    Liked by 1 kişi

Antagonist için bir cevap yazın Cevabı iptal et