Terlik

Bazen düşünüyorum. Evet, birçok insanın çok az yaptığını, fakat bazılarınınsa – mesela kendimizin – çok fazla yaptığını düşündüğümüz bir eylem olan “düşünme”yi gerçekleştiriyorum. Yoruculuk bakımından değerlendirip bir liste yaptığımda beni en çok yoran eylem olan “var olmak”tan hemen sonra geliyor “düşünmek”. Annemin küçükken fırlattığı terliğin canımı yakması sonrasında annemi haykırarak ağlamam gibi, bu “düşünme” eyleminden de muzdaribim. Canımı yaktığı, beni çok yorduğu için ondan kaçmaya çalışırken hep ona koşuyorum, sıkıca sarılıyorum. Bu terlik bazen bir şiir olur benim için, bazen birisinin söylediği veya söylemediği iki kelime, bazen de bir cümle olur bir yerlerde okuduğum. O terliklerden biriyle tanıştıracağım sizi bu sefer ve bu kez terliği fırlatan Fernando Pessoa oluyor.

“İnanın bana; eğer ne acılar çektiğini yüzüne vuracak zeki insanlar olmasa, insanlık bunların farkına bile varmazdı. Duyarlı varlıklar, sırf iyi niyetten dolayı ötekilerin canını yakar.”*

Elbette ki bu güzel cümle sonrasında ben neler düşünmüş, buraya neler yazmış olursam olayım yetmeyecek. Fakat öyle hemencecik de pes etmemeliyim, çünkü “neler düşündüğümü bir bilseniz” diyorum hep kendi kendime. Tam olarak açıklayamasam bile kesinlikle çabalayacağım. Profesyonel bir ruh ve amatör bir aklın yardımıyla…

Değil midir bu dünya döneğin, köteğin? Bizim gibilerin olmadığı kesin olmakla beraber güzel dünyamıza toz konduramadığım için hala daha kabul edemiyorum bu durumu. Bir tren garında donarak ölen Tolstoy kadar kızgın, sonunda bu dünyanın iflah olmayacağı kanaatine varıp intihar eden Zweig kadar umutsuz olmak istemiyorum. Fakat hiçbir yeni olay beni onların ilerlediği bu acılı yoldan çekip çıkarmıyor, sadece yeni terlikler fırlatılıyor anlayacağınız. Yüzyıllar boyunca uyuma istemem, en yakın arkadaşlarımdan – kalemim ve kitaplar dahil maalesef – uzaklaşmam, yapılması gereken herhangi bir iş olduğunda veya olmadığında delicesine yorgun olmam gibi basit sorunlarla her zaman karşılaşmıştım. Lakin ihanetin bedeli çoğu zaman olduğu gibi büyük oluyor ve insanlara bana ihanet etme şansı verdiğim için “Mea culpa” diye sayıklayarak etrafta divane gibi dolaşıyor, kendime kızıp duruyorum.

En kötüsü şu ki: gördüğüm en büyük kötülük ihanet değil bu dünyada…daha niceleri kol gezmekte karanlık zihinlerde ve yüreklerde. Nice güllerle bezeli yüzlerin karardığını, acıyla kaplandığını, yandığını ve kavladığını gördüm, kimselerin farkına bile varmadığı… Bu büyük iletişim çağında, dünyanın herhangi bir noktasına anlık erişimin mümkün olduğu zamanda, insanların birbirlerini anlamadığını, anlamaktan imtina ettiğini ve birbirleriyle iletişim kuramadıklarını gördüm. Ne acı ama! Dilim varmaz fazlasını anlatmaya, kalemimin yüreği sıkışıyor böyle durumlarda.

Zeki bir insan olduğumu söylemek fazla iddialı olacağı için, yalnızca duyarlı biri olduğumu belirtmek istiyorum. İstemeden de olsa canınızı yaktığım için beni bağışlayınız lütfen. Ama çok mu şey istedim yahu ben bu dünyadan? Hiç kimse çalmadan kimseden insanlar doysun istedim, soytarılar olmadan da insanlar gülsün istedim, ihanet etmeden insanlar birbirlerine, yan yana ve dimdik ayakta dursunlar istedim. Yani, ben çok şey istedim… Şimdiyse tek bir şey istiyorum, tek bir şey olsun. Öyle bir şey olsun ki başka hiçbir şeyin olmasına gerek olmasın istiyorum. Sanırım yine çok şey istiyorum, ama neyse ben zaten çok yorgunum…

* Fernando Pessoa – Huzursuzluğun Kitabı (Can Yayınları, 31.Basım, 2021)

Terlik” için 2 yorum

Antagonist için bir cevap yazın Cevabı iptal et